icon 0
icon YÜKLE
rightIcon
icon Okuma Geçmişi
rightIcon
icon Çıkış Yap
rightIcon
icon Uygulamayı Edinin
rightIcon

Küllerinden Doğan Mirasçı: Mafya Kralının Kraliçesi

Bölüm 4 

Kelime Sayısı: 578    |    Yayın tarihi: 21/09/2026

ynime tam olarak ulaş

erecede yüksekti; sessiz odada p

sendeledi, gözleri tiyatral bir

yne

k-k

ın açılmasının o be

dayan kanla yavaş

Mert ay

ını çekm

kal

oğrult

kan yemini ettikler

ığıyla emilen hava

mlularına baktım. So

oktu. Yalnızca

üdüsü, onu ben

m, gözleri vahşi ve tanınmaz h

pana kısılmış bir kuş gibi kaburgalarımı dövse de sesim tedirgi

dından bana baktı

kılıfın

dedi soğuk bir sesl

sert, kuru bir

m. Geniş göğsünü bir kalkan gibi kullanar

aşladı; kesik, acınası bir sesti. "İsteyerek ya

parmağımla tavanın köşesini işa

ayıtlara ihtiyacım yok," diye

t, sesi hayatım boyunca bildiğim

ra b

n baktım

ölmüştü. O emniyet mandall

yüzlere sahip

r," d

nüp odada

i yakıcı bakışlarını hissetti

r. En azından ku

tlerinde Sosyal Kulüp't

ı. Gitmeseydim, zayıflık gibi görünecekti. Ve bu g

h gi

yakalı,

ıyafe

dı ama fısıltılar başladı; h

diye mırıldandı bi

lduğunu duydum," diye

m ve dosdoğru arkadaki

islerin dö

er kartları yeşil çuha

s Ho

ların köşeler

Va

e diktim gözlerimi. Hizmetk

özlerle bana

, Zeynep?" diye

arşısına

kapılar ardın

da Kerem ve Mert

şti. Dar. Ucuz. Kerem'in kolun

a rolünü oynuyordu ama bakışla

amadıla

erini terk

sızlık elle tutulur düzeydeydi

vunmasız otururken, onun yeminli koruyucuları bir hiç

çiyorum

çık şekilde yeşil

i çöpü a

asada yatan iki hai

iyor musunuz,

sakinlikle eteğimi düz

sesim masadaki ani sessizlikte ya

yanlarından

ündeki bir zafer ışıltısı

mikrosaniye boyunca gözlerinde be

ı, konuşmaya cüret

lime e

ürüdüm; onları bir dahaki görüşümde a

yargıcı

Uygulamadan Bonusunuzu Talep Edin

Aç
Küllerinden Doğan Mirasçı: Mafya Kralının Kraliçesi
Küllerinden Doğan Mirasçı: Mafya Kralının Kraliçesi
“İzmir Teşkilatı'nın prensesiydim ve Kerem ile Mert çocukluktan beri yeminli koruyucularımdı. On yaşındayken kanlarımızı birbirine karıştırmış, bana hiçbir şeyin dokunamayacağına dair söz vermiştik. Ama o yemin, Selin adında sıradan bir kızın göğsüme bir havai fişek doğrulttuğu gece küle döndü. Alevler ipek elbisemi tutuşturup tenimi yakarken, beni kurtarmaları için çığlıklar atarak betonda yuvarlandım. Fakat onlar bana doğru koşmadılar. Bunun yerine dumanların arasından geçip, az önce beni ateşe veren kıza ceketlerini sardılar. Sırf silahın "geri tepmesi" onu korkuttu diye onu teselli ettiler ve sıcak tutmak için benim diri diri yanmama izin verdiler. Hastanede kalıcı yara izleriyle uyandığımda, bana onun yazdığı ucuz bir özür mektubunu getirdiler. Hatta sargılar içinde olanın ben olduğumu görmezden gelerek, babamın öfkesinden onu korumak için kendi avuçlarını kestiler. Uğruna kurşun yemeye yemin ettikleri kızın yanışını izlemiş, sonra da kibriti çakan kıza siper olmuşlardı. On yıllık dostluğumuz, istediği an ağlamayı bilen bir fare uğruna silinip gitmişti. O hastane odasında çığlık atmadım, onlara yalvarmadım. Sadece eşyalarımı topladım ve beni asla takip edemeyecekleri tek yere, düşman bölgesine firar ettim. İstanbul'un acımasız Lideri Demir Karahan'ın kollarına. Hatalarını anlayıp yağmurun altında yalvarmak için sürünerek geri geldiklerinde, ben çoktan başka bir adamın yüzüğünü takıyordum. "Af mı diliyorsunuz?" diye sordum onlara yukarıdan bakarak. "Bunun için yanın."”