“Ailemin Soykanlara bir borcu vardı; hayatlarımıza görünmez bir mürekkeple kazınmış derin bir borç. Yıllar önce, bir zamanlar kahramanım gibi gördüğüm Turgut Soykan'ın oğlu Arda'ya kemik iliği bile bağışlamıştım. Bu, beni onların dünyasına daha da derinden bağlayan küçük bir geri ödeme gibiydi. Sonra Arda bana geldi, yakışıklı yüzüne endişe kazınmıştı. "Aslı," dedi yalvarırcasına, "Mesele Beren. Böbrekleri iflas ediyor. Ve sen tam uyumlusun." Benden bir parçamı daha istiyordu. O boğucu anda, zihnime acımasız bir görüntü saplandı: Beren ölüyordu, Arda'nın korkunç öfkesi hayatımı sistemli bir şekilde mahvediyor ve her şey onun planlı intikamının bir sonucu olan şüpheli ölümümle son buluyordu. Bu korkunç önsezinin dehşeti, içimdeki son saflık kırıntısını da söküp attı. Hayatını kurtardığım, ailesi benim ailemi kurtaran adam nasıl bu kadar canavarca bir kötülüğe sahip olabilirdi? Hayatta kalmak tek düşüncem haline geldi. Ona baktım; bir kahraman değil, potansiyel bir yok ediciydi. "Pekala, Arda," dedim, sesim şaşırtıcı derecede soğukkanlıydı. "Yapacağım. Ama şartlarım var. Bu son geri ödeme olacak. Tüm bağların tamamen koparılması için yasal olarak bağlayıcı bir sözleşme ve tamamen ortadan kaybolmam için yüklü bir miktar para. Benim özgürlük biletim."”