“Beş yıl boyunca Asya Koçoğlu'ydum. Kayıp varis, tarım imparatorluğunun yıllar sonra bulunan kızı. Beni el üstünde tutan annemle babama ve mükemmel kocam Kerem'e kavuşmuştum. Onlar benim her şeyimdi, hayatım boyunca hasretini çektiğim ailemdi. Ama hepsi koskoca bir yalandı. Yanlış bir yola sapmam, beni gizli bir çiftliğe götürdü. Orada kocamı, küçük bir çocukla ve Pelin'le oynarken buldum. Pelin, bana bir araba kazasında öldüğünü söyledikleri evlatlık kızlarıydı. Annemle babam da bu işin içindeydi. Onların bu gizli hayatını ve "gerçek" torunlarını finanse ediyorlardı. Sadece gizli bir aileyi saklamakla kalmıyor, aynı zamanda benden kurtulmanın planlarını yapıyorlardı. Kerem'in bilgisayarındaki bir ses kaydı, planlarını ortaya çıkardı: Eğer şirket için sorun çıkarırsam, bana sakinleştiriciler verip akli dengemin bozuk olduğuna dair rapor aldıracaklardı. Kurtuluşum sandığım aşk, meğer benim kafesimmiş. Onların sevgisine inanan o saf kız o gün öldü. Yerini soğuk, hesaplı bir öfke aldı. Birkaç gece sonraki aile yemeğinde, annem bir kadeh şarabı bana doğru uzattı. "Çok solgun görünüyorsun canım," dedi. "İç bunu. Rahatlamana yardımcı olur." Bunun, planlarının ilk adımı olduğunu biliyordum. Şarapta ilaç vardı. Gülümsedim, gözlerinin içine baktım ve kadehin tamamını tek bir uzun yudumda içtim. Onların oyunu bitmişti. Benim oyunum ise daha yeni başlıyordu.”