“Mert Rızaoğlu ile evliliğim kanla imzalanmış bir sözleşmeydi, Doğu Yakası'nın en güçlü iki ailesini birleştirme vaadiydi. O benim geleceğimdi, yanımda hüküm sürmesi için seçilmiş kraldı. Herkes birliğimizin kader olduğunu söylüyordu. Ama eve ucuz parfüm ve başka bir kadının yalanları kokarak geldi. Bu koku, ailesinin evine aldığı kırılgan yetim Ceyla'ya aitti; kız kardeşi gibi koruduğuna yemin ettiği kıza. Onu özel bir kulübe kadar takip ettim. Gölgelerin arasından, onu kollarına çekip aç ve çaresiz bir öpücük verdiğini izledim; bana hiç vermediği bir öpücük. O anda, tüm geleceğim paramparça oldu. Sonunda adamlarının fısıltılarını anladım; ben sadece siyasi bir ödüldüm, oysa Ceyla onların gerçek kraliçesiydi. O benim imparatorluğumu istiyordu, ama kalbi Ceyla'ya aitti. Ben bir teselli ödülü olmayacaktım. Kimseden sonra ikinci olmayacaktım. Doğruca babamın çalışma odasına yürüdüm, sesim buz gibiydi. "Düğünü iptal ediyorum." İtiraz ettiğinde, son darbeyi vurdum. "Ailemizin ittifak ihtiyacını karşılayacağım. Dante Velioğlu ile evleneceğim." Babamın viski bardağı yerde tuzla buz oldu. Dante Velioğlu bizim en büyük rakibimizdi.”