“Selin, üniversiteye başlamasına saatler kala, bursunun onu bu küçük Anadolu kasabasından ve annesi Berrin'in boğucu pençesinden kurtaracak altın bir bilet olduğunu düşünüyordu. Yarın özgürlük demekti; Berrin'in dindar kimliğini sergilediği "Huzur Melekleri" adlı cemaat grubuna gösteriş yapmak için dayattığı o şekilsiz elbiselerin ve sıkı topuzların ötesinde normal bir hayat demekti. Selin'in sessiz dönüşümü olması gereken küçük, özel bir isyan eylemi vardı: kendi kestiği katlı saçları ve gizlediği bir kot pantolon. Ancak Berrin, bu isyankâr kesikleri ve yasaklı kıyafetleri keşfettiğinde korkunç bir öfke nöbetine girdi. Selin'in yeni hayatını daha başlamadan paramparça etti ve bursunu iptal ettirmekle tehdit etti. Üniversiteye bırakma günü, herkesin önünde adeta bir çarmıha gerilme törenine dönüştü: Berrin'in, Selin'in "hassas doğası" hakkındaki yapmacık tatlılıktaki beyanları, onu anında şaşkın yaşıtlarının gözünde bir tuhaflık abidesi haline getirerek yalnızlaştırdı. Berrin'in kontrolü yüzlerce kilometre öteye uzanıyordu: Selin'in zorla kazandığı paraya el koydu, oryantasyon sırasında her hareketini takip etti ve her yerde hazır ve nazır, aşağılayıcı varlığıyla yeni filizlenen her arkadaşlığı zehirledi. Selin'in titizlikle planladığı kaçış, onu tamamen çaresizlik içinde bırakan, annesinin onu sevilecek bir evlat değil, hükmedilecek bir mülk olarak gördüğü yeni ve daha büyük bir kafese dönüşmüştü. Nasıl olur da kendi annesi, her fırsatta merhametten bahseden o kadın, kimliğinin her zerresini sistematik olarak yok edebilir, onu finansal bağımlılık ve kamusal aşağılama ile tuzağa düşürebilirdi? Berrin, zedelenen imajını kurtarmak için çaresiz bir hamleyle, Selin'in "isyanını" ülkenin kötü şöhretli realite şovu "Aile Terapisi"nde ifşa etmeyi planladığında... Selin fırsatını yakalamıştı: Berrin'in kurban rolünü oynamayacaktı; kameraları annesine çevirecek, yılların duygusal istismarını ifşa etmeye ve Berrin'in özenle inşa ettiği sahte cepheyi ulusal televizyonda canlı yayında yerle bir etmeye hazırlanacaktı.”