“Aslı Yılmaz, hayallerini nihayet gerçekleştirmişti; İzmir'de adından söz ettiren, gelişen bir butik bira fabrikası kurmuştu. Yeni çıkardığı "bulanık IPA" birasının başarısını kutlarken, Instagram'da geziniyor, iyi yaşanmış bir hayatın sessiz tatminini hissediyordu. Ancak bu huzur, isimsiz bir özel mesajla anında tuzla buz oldu: Kocası Emre'nin, başka bir kadınla – kendi astı olan genç analist İrem'le – samimi bir şekilde sarmaş dolaş olduğu bir fotoğraf. Aslı, Emre'nin saatini, İrem'in yapışkan kucaklamasını ve o loş, kuytu barı tanıdığında dünya başına yıkıldı. Bu bir yanlış anlaşılma değildi; bu, Emre'nin aylardır süren buz gibi umursamazlığının, kısa mesajlarının ve "işte kriz var" diyerek geçiştirmelerinin kanıtıydı. Hatta Emre, şiddetli bir İzmir fırtınası sırasında onu dehşet içinde tek başına bırakmış, sonradan İrem'le "güvenli ve sağlam" olduğu ortaya çıkmıştı. Üstelik daha sonra, metresi için aldığı çok belli olan birayı Aslı'ya ikram etmişti. İçgüdülerinin "olayları fazla abarttığına" inandırılarak manipüle edilmenin, gazlighting'e maruz kalmanın zehir gibi acısı, ihanetin kendisinden bile daha beterdi. Ona eğri büğrü bir seramik vazo yapıp Ege'nin göğü altında sonsuz bir sadakat sözü veren o samimi çocuk, nasıl olmuştu da onu tamamen silinmiş ve "kirli" hissettiren bu zalim yabancıya dönüşmüştü? Ancak bu enkazın içinden bir kıvılcım parladı – annesinin ona hala içinde olduğunu hatırlattığı o savaşçı, zeki kız. Aslı gözyaşlarını sildi, Emre'nin karşısına buz gibi bir netlikle dikildi ve yalanlarını bir bir parçaladı. Emre'nin onu geri satın almak için yaptığı çaresiz, mal varlığı dolu yalvarışlarını reddetti. Şimdi, bu acı dolu bölümü kapatma ve tamamen kendine ait bir gelecek için savaşmaya başlama zamanıydı.”