“Yirmi yıl boyunca Tekin ailesiyle yaşadım. Onların iki oğlu Mert ve Demir, benim bütün dünyamdı. Herkes kasabanın en gözde iki bekarının sarsılmaz bağlılığı arasında kalmış, dünyanın en şanslı kızı olduğumu söylerdi. Ama onlara evlenmek istediğimi söylediğimde, yirmi yıllık birlikteliğimizi "sadece küçük bir eğlence" olarak nitelendirerek yüzüme güldüler. Hemen ertesi gün, benim doğum günümde, hizmetçinin kızı Selin'e herkesin içinde evlenme teklif ettiler. Kutlamak için, onun yerine bana bir kadeh yüksek alkollü içki içmeye zorladılar ve midem kanayarak hastaneye kaldırıldım. Selin'in özel anını mahvettiğim için bana dram kraliçesi dediler. Yalıya döndüğümde eşyalarımı hole fırlatmışlar, işimi Selin'e vermişlerdi ve sonra Mert yüzüme sert bir tokat attı. Bir zamanlar onurumu korumak için kavga eden o iki çocuk, onlarsız bir hafta bile hayatta kalamayacak bir asalak olduğumu söyleyerek beni çamurun içinde ağlarken bıraktılar. Yirmi yıllık sevgim ve bağlılığım hiçbir şey ifade etmiyordu. Demir'in kasten üzerine basıp kırdığı bileğimle yerde yatarken, sonunda anladım. Ertesi gün sosyal medyada tek bir fotoğraf paylaştım. Bir erkeğin elinin yanında, yepyeni bir evlilik cüzdanı tutan benim elimdi. Başlığım basitti: "Elif Arslanoğlu."”