“Başımı yaran keskin bir ağrı, beni derin bir karanlıktan çekip çıkardı. Gözlerimi lüks çatı katı daireme açtım ama burada olmamalıydım. Öldüğümü hatırlıyordum. Anı soğuk ve keskindi: Himayem altına aldığım Can, beni satmış, kocam Demir ise şirketimizin çöküşünü izlemişti. Bu da benim ölümcül kalp krizime yol açmıştı. Sonra Demir belirdi, o çekici, boş gülümsemesi hiç değişmemişti. Ama yalnız değildi. Arkasında genç bir kadın, Aslı Sönmez, ucuz el çantasını sıkıca kavramış duruyordu. Demir onu stajyer olarak tanıttı, kalacak yeri olmadığını ve bizimle yaşayacağını söyledi. Gözlerim, kısmen gizlenmiş koyu bir öpücük izinin olduğu boynuna takıldı. Komodinin üzerindeki tarih bunu doğruladı: Önceki hayatımda Demir'in Aslı'yı eve getirdiği o güne, uzun ve acı dolu kâbusumun başlangıcına geri dönmüştüm. Geçen sefer çığlık atmış, bir şeyleri fırlatmış ve kendi aşağılanmamı başlatmıştım. Garip bir sakinlik kapladı içimi. Bana ikinci bir şans verilmişti; onu geri kazanmak için değil, kaçmak için. "Elbette," dedim, sesim dümdüzdü. "Zavallı kız. Ona göz kulak olmalıyız." Demir şaşırmış, sonra rahatlamış görünüyordu. Kazandığını sanıyordu. "Aslında," diye devam ettim, boşanma evraklarını çıkarırken, "Onun rahat etmesini sağlayacağım. Sadece benim için yapman gereken küçük bir şey var." Bebek'teki yalıyı istiyordum. "Onu bana ver, sessizce çekip gideyim. Yeni hayatın senin olsun. Bu... yetimle sen ilgilenirsin."”