“Evimizdeki sessizlik ağırdı. Sadece kocamın erkek kardeşinin toprağa verilişinin sesiyle bozuluyordu. Bir ay sonra, bu sessizliğin yerini daha da kötü bir şey aldı. Kaynım Mert'in dul eşi Selin hamileydi ve kocam Can, onun bizimle yaşayacağına karar vermişti. "Bebek için Aslı," dedi, sesi dümdüzdü. Bana bakmıyordu. Kapının yanında tek bir valizle duran, solgun ve kırılgan görünen Selin'e bakıyordu. "Desteğe ihtiyacı var. O benim kardeşimin çocuğu." Selin'in yavaşça, sinsice hayatımı ele geçirmesini izledim. Can için banyonun önünde taze bir havluyla bekler, bunun bir alışkanlık olduğunu iddia ederdi. Geceleri geç saatlerde yatak odamızın kapısını çalar, kâbus gördüğünü bahane ederek Can'ı saatlerce "teselli" için yanımdan alırdı. Bardağı taşıran son damla, Can'ın, tıpkı rahmetli kocasının eskiden yaptığı gibi, onun şişmiş ayaklarına masaj yaptığını duyduğumda geldi. Elimdeki bıçağı düşürdüm. Tezgâha çarpıp bir ses çıkardı. Can'ın hayır demesini duymak istedim. Ona bunun uygunsuz olduğunu, benim onun karısı olduğumu söylemesini istedim. Ama onun yerine alçak, yatıştırıcı sesini duydum. "Elbette Selin. Şuraya uzat ayaklarını." Onun için her şeyden vazgeçmiştim, sürekli onun onayını arayan, kendimi ona beğendirmeye çalışan bir kadına dönüşmüştüm. Şimdi, onun her arzusunu yerine getirmesini izlerken, aynada bana bakan kadını tanıyamadığımı fark ettim. O gece babamı aradım. "Baba," dedim, sesim titriyordu. "Boşanmak istiyorum."”