“Bu sahte evlilik üç yıl sürmüştü. İkiz kardeşi Asu'nun dönüşünün arifesinde, Cansu Soykan annesinden bir telefon aldı. "Asu yarın dönüyor. Kaan Arslanoğlu, kardeşinin nişanlısı. Üç yıldır Arslanoğlu soyadını taşıyorsun. Artık geri verme zamanı geldi." Yetenekli ama tanınmamış bağımsız bir müzisyen olan Cansu, ailesinin müzik şirketini kurtarmak için gitarını bir kenara bırakmış, kendi kimliğini saklamış ve "Asu" olmuştu. Arslanoğlu ailesine gelin gitmiş, bir yedeğin yedeği olmuştu. Arslanoğlu yalısındaki hayat hiç kolay değildi. Kaan, ilk aşkı, ünlü mimar Ecem Vural'a takıntılı, buz gibi ve mesafeli bir adamdı. Cansu, onun kayıtsızlığına ve Ecem'in bitmek bilmeyen oyunlarına katlanarak rolünü özenle oynadı. Buzlu bir göle atıldı, denizde ölüme terk edildi ve işlemediği suçlarla itham edildi. Kendi ailesinde bir hayaletti, kullanılıp atılacak bir araçtı. Çocukluğundan beri ailesi tarafından terk edilmiş, her zaman istenmeyen bir yük olmuştu. "Seni asla sevmedim, Kaan. Bir saniye bile." Zalimliğinin sonuçlarıyla yüzleşmesi için onu geride bırakıp yürüdü gitti. Özgürlüğünü, mutluluğunu, yuvasını, onu gerçekten seven ve saygı duyan bir adamın yanında buldu.”