“Kocam Kaan'la birlikte sıfırdan bir imparatorluk kurduk. On yıllık evliliğimizin, ortak hayallerimizin bir kanıtı olması gerekiyordu. Ama sonra Kaan'ın geçmişinden bir hayalet gibi çıkagelen Cemre Akay adında bir kadın hayatımıza girdi ve Kaan'ın ödemek zorunda olduğunu hissettiği bir "can borcu" olduğunu iddia etti. Her şey korkunç bir kaçırılma olayıyla doruğa ulaştı. Kaan, karısı olan ben ve hayatını kurtaran adamın kızı Cemre arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı. Onu seçti. Beni esir alanlarla birlikte bağlı bir halde bırakıp onunla birlikte uzaklaşmasını izledim. "Senin için geri döneceğim" sözü zalim bir yalandı. Daha sonra hastanede, Cemre'ye olan aşkını itiraf ettiğini duydum ve bu benim kaderimi belirledi. En büyük ihanet ise hamile olduğumu öğrendiğimde geldi; onların samimi kucaklaşmasına tanık olduktan sonra bebeğimizi kaybettim. Acı dayanılmazdı, içimi parçalayan kavurucu bir ıstıraptı. Onu her zerremle sevmiştim ve o beni ölüme terk etmiş, sonra da kayıtsızlığıyla bana işkence etmişti. Ama kurban olmayacaktım. Paramparça olmuş hayatımızın bir sembolü olan evimizi ateşe verdim ve şirketimizdeki hisselerimi en büyük rakibi Emir Soykan'a sattım. Artık bitmişti. Özgürdüm.”