“Kocam Artun'un bir düzeni vardı. Beni aldatır, ben yakalardım ve kütüphanemin rafında nadir bir kitap belirirdi. Kırk dokuz ihanet, kırk dokuz pahalı özür. Bu bir alışverişti: Sessizliğim karşılığında güzel bir nesne. Ama kırk dokuzuncusu bardağı taşıran son damla oldu. Ölüm döşeğindeki babamın elini tutarak söz verdiği ödül törenine gitmemiş, lise aşkı Jale için bir rezidans dairesi satın almıştı. Yalanı o kadar rahat söylemişti ki, bu beni aldatmasından daha çok yaraladı. Sonra o kadını annemin anı bahçesine götürdü. Annemin bankının yanına, ölen kedisi için bir anıt dikmeye çalışırken öylece durup onu izledi. Onlarla yüzleştiğimde ise benden anlayış göstermemi isteme cüretini gösterdi. "Biraz anlayış gösterelim," dedi. Annemin hatırasını kirleten kadına anlayış. Düşük yaptığımı, sadece ikimize ait olması gereken o kutsal acıyı, kirli bir sır gibi anlattığı kadına anlayış. İşte o an anladım ki bu sadece kırık bir kalpten ibaret değildi. Bu, onun kurmasına yardım ettiğim yalanı yerle bir etmekle ilgiliydi. O gece, o uyurken telefonuna bir dinleme cihazı yerleştirdim. Ben bir siyaset stratejistiyim. Çok daha azıyla nice kariyerleri mahvetmiştim. Ellinci kitap onun özrü olmayacaktı. Benim son sözüm olacaktı.”