“Herkes, Eda Çelen'in sadece Dr. Can Vural'ın yerini ısıttığını biliyordu. O, Boğaziçi'nde parlak bir astrofizikçiydi; ben ise İstanbul'da bir finans analisti. Çıkıyorduk, ama onun büyük aşkı, benim eski en iyi arkadaşım Ceyda, sadece bir araştırma bursu için yurt dışındaydı ve onun dönüşü, dile getirilmeyen, işleyen bir saatli bombaydı. Saat, Can'ın evlilik başvurusu için belediyede beni ektiği gün patladı. Onun yerine bir Instagram hikayesi belirdi: Can, Ceyda'nın sürpriz "hoş geldin" partisinde gülümsüyordu. Kalbim sadece kırılmadı; donuk, nihai bir sızıyla paramparça oldu. Evlilik başvuru formunu yırttım. Daha sonra Ceyda, sarhoş bir Can'ı daireme getirdi, Can'ın ince alayları benim yerimi onaylıyordu. Sonra fısıldadı: "Ceyda." En büyük hakaret. Onun soğuk, kayıtsız "Hapı al" sözü, ilişkimizin alınıp verilen bir şeyden ibaret olduğu gerçeğini pekiştirdi. Ben bir emanetçiydim. Derin aşkım karşılıksızdı, ilişkimiz ihmal ve manipülasyonla dolu acımasız bir şakaydı. Beni asla gerçekten görmeyen bir aşka neden tutunmuştum? Ama gözyaşlarım buz gibi bir öfkeye dönüştü. Düğün iznimi iptal ettim, Londra'daki kıdemli analist pozisyonuna başvurdum. "Emanetçi" etiketini üzerimden atacak ve kendi şartlarımla, yepyeni, güçlü bir başlangıç yapacaktım.”