“Üç yıl. Dünyamı yeniden şekillendiren kadınla, Selin Altan'la üç yıllık evlilik. Yıldönümümüzde, ortak varlık fonumuz için son imzaları atmaya gitmiştim. Sadece basit bir formaliteydi. Ama nüfus müdürlüğündeki memurun bana söylediği sözler, tüm gerçekliğimi paramparça etti: "Kayıtlarımıza göre, Selin Altan ile yasal olarak evli değilsiniz." Memur, "Selin Altan adına bir evlilik kaydı görünüyor... Kaan Demir ile. İki yıl önce yapılmış," diye eklediğinde, kahkaham boğazımda donakaldı. Kaan Demir. Benim veliahtım. Akıl hocalığı yaptığım o yetenekli genç mimar, nikah törenimizden sonra güvendiğim adam. Nikah cüzdanı, o görkemli jestler, yeminler... Hepsi yalandı. Her biri. Parçaları birleştirdim: Selin'in hüzünlü gözleri, ben yurt dışındayken fısıldadığı "bir vekil" sözleri, döndüğümde Kaan hakkında "paranoyaklık yaptığım" için döktüğü gözyaşları ve özürleri. Şimdi, telefonda Kaan'a mırıldandığını duydum: "Onun için, ben sadık karısıyım. Dünya için, sen benim kocamsın. Mükemmel bir düzen. Onun aşkına ve senin yasal statüne sahibim. Her şeye sahibim." Her şeye. Ve benim hiçbir şeyim yoktu. Ben bir sahtekarlıktım. Bir şakaydım. Hissettiğim aşk, o devasa yapı, bir anda toza dönüştü. Öfke yoktu. Sadece buz gibi, dipsiz bir boşluk. Sonra o heykel devrildi. Selin onu seçti, onu korudu, o ağır çelik iskeletin üzerime çarpıp kemiklerimi kırmasına izin verdi. Hastanede kırık dökük yatarken, beni görmezden gelip onun üzerine titremesini izledim. Beni silmek niyetinde olduğunu anladım. Bu bir hata değildi. Bu bir kaza değildi. Bu acımasız bir seçimdi, hesaplanmış bir cezaydı. Güvenen aptal Arda Kaplan ölmüştü. İşte o an karar verdim. Onunla yüzleşmeyecektim. Ortadan kaybolacaktım. Ve sonra, en beklemediği anda, her şeyini elinden alacaktım.”