“Bu, kocamın dolabında bana ait olmayan kadın kıyafetlerini dokuzuncu kez buluşumdu. Her seferinde, "İş arkadaşının emaneti" veya "Arkadaş şakası" gibi bahanelerle geçiştirip, ardından beni kollarına alarak özür dilerdi. Bu sefer bulduğum şey ise, minik bir bebeğe ait bir takımdı. Yine o bildik gülümsemeyle açıkladı: "Şirkete yeni gelen stajyer kızın durumu kötü, yardım ediyorum." Başımı onaylar bir şekilde salladım, nazikçe kravatını düzelttim. "Ne kadar iyi kalplisin," dedim. "Öyleyse gidip ona birlikte yardım edelim." Yüzündeki gülümseme anında dondu. Yeni bir yalan uyduramadan, onu kolumdan tutup kapıya yönlendirdim ve tam karşıdaki daireye doğru yürüdüm. Komşumuzun kapısını çaldım. Kapı açıldığında, kısa süre önce taşınan ve kendini bekar olarak tanıtan güzel komşumuz, kucağında açlıktan ağlayan bir bebekle karşımızdaydı. Üzerinde, kocamın dolabında defalarca gördüğüm o elbisenin aynısı vardı. Kocamın bembeyaz kesilmiş yüzüne dönüp tatlı bir gülümsemeyle baktım: "Aşkım, bak sen, dünya ne kadar küçük. Yardım ettiğin o stajyer meğerse tam karşı komşumuzmuş."”