Bakış
anarak istasyonuma dönmüştüm. Çıkıp gitmek istiyordum. Dönüşüp burayı yerle bir etmek istiyordum. Fakat kendime b
re öyle bir
ben barın önünden geçerken. "Ceyda şampanyanın asitsiz olduğ
aynama noktasına kadar ısıtılan ve kuru b
ım da var," diye iti
an Kaan seni sürü evinden atar. O zaman
epsi üzerinde buharı tüten bardağı bana uzatt
daha loştu, pelüş kadife perdelerle kaplıyd
a değildi. Dar koridorda duvara
. "Kaan gerçek bir kurdu hak ediyor. Ona güçlü yavrular ver
m, sesim sabitti. Te
a bak
çmeye çalıştım ama hızlıydı. Sendele
bağırdı, sesi s
in değil, tepsinin alt
k dev
tüten, yapışkan sıvı kenardan taş
e tepsiyi düşürdüm. Sağır ed
kör edici,
nu aldım—sıvı gümüş konsantresinin metalik, kükürtlü koku
kalmaz; iyileşme sürecini de d
r yükseliyordu. Etim kabarcıklanıyor ve tıslıyordu. İçimdeki
ikürlü parmağıyla beni işaret ederek. "Bana
esleri yankılandı. Mert göründü, ar
burada?" diy
ökerek. "Ona bana servis yapmasını istemediğimi sö
ıyordu. "O... o tepsiye vurdu. İ
nleşiyordu. Yanan etin kokusunu alabiliyordu. Biliyordu. Her kurt, nor
"Kan Yemini Kolyesi"n
bir şekilde te
ştu Mert. "Seni sakar, kindar Omega. Ceyda Hanım şik
sıldadım, acı baş
z buz koy. Ve göz önünden uz
ik göğsüme çöktü, ağır ve soğu
ış elimi tutarak ayağa kalktım ve ya
n ve ozonun kokusu—ufacık bir sızıntı yaptı. Mert kafası karışmış bi
bir borç vardı. Ve fa
/1/129048/coverbig.jpg?v=a22d979866218bffa1e33cb0bb22104e&imageMogr2/format/webp)