“Gözlerimi açtığımda, çocukluk odamın o tanıdık yaldızlı tavanı görüş alanıma girdi. Yirmi iki yaşımdaydım yine, "Geleceğin Liderleri" yardım galasının olduğu o lanet günde. İşte o andı. Ama bu yeni bir başlangıç değildi; korkunç bir tekrar gösterimiydi. Çünkü ilk hayatımda, tam da bu gün, cehenneme doğru çektiğim ıstırap dolu yolculuğumun başlangıcı olmuştu. Hepsi Arda Karasoy yüzündendi. Benden nefret ediyordu, "gerçek aşkı" İpek Sancak'ı kaybetmekle beni suçluyordu. Ailemi sistematik bir şekilde mahvetti, saygın babamın kariyerini bitirdi ve değer verdiğim her şeyi silip süpürdü. Ailemin mal varlığı donduruldu, itibarımız yerle bir edildi. Babam, utancından kahrolup felç geçirdi. Ben ise dışlanmış, sefil ve yoksul bir hayata mahkûm edildim, ta ki tek başıma ölene dek. Saf bir kızdım, asla anlamadığım acımasız bir siyasi oyunun piyonuydum. Onun kindar intikamı boğucuydu, savaşmak imkânsızdı. Şimdi, yeniden doğmuşken, o geçmişin dehşeti göğsümü tırmalıyor, yanında sarsılmaz, yakıcı bir kararlılık getiriyordu. Bu sefer onun kurbanı olmayacaktım. Ne pahasına olursa olsun ailemi kurtaracaktım. Çaresiz planım şuydu: gözden kaybolmak, güçlü bağlantılardan kaçınmak ve stratejik bir kalkan olarak sıradan bir yabancıyı kullanmak. Ama seçtiğim o "hiç kimsenin" tüm beklentileri altüst edeceğini, intikamdan bile daha şok edici ve güçlü bir kaderi ortaya çıkaracağını bilmiyordum.”