“İlk kişisel resim sergimin açılış gecesiydi ama Alfa eşim Kaan hiçbir yerde görünmüyordu. Hava şampanya ve övgü kokuyordu ama her iltifat yüzüme inen bir tokat gibiydi. Bana sanatçı değil, "Alfa'nın eşi" diyorlardı. Sonra onu haberlerde gördüm. Başka bir kadını, bir Alfa Dişi'yi, kameraların flaşlarından koruyordu. Odadaki fısıltılar gerçeği doğruladı: Sürüleri birleşiyordu ve bu birlik yeni bir eşleşmeyle mühürlenecekti. Bu sadece onun gecikmesi değildi; bağımızın halka açık bir şekilde infaz edilmesiydi. Sesi zihnimin içinde soğuk ve mesafeli bir şekilde çınladı. "Beren'in bana ihtiyacı var. Sen bir Omega'sın, bu rezaleti toparla." Bir özür değil, sadece bir emirdi. Dört yıldır tutunduğum son umut dalı da işte o an koptu. Beni sadece unutmamıştı; beni sistematik olarak silmişti. Gizli ilhamlarımdan doğan milyarlarca liralık uygulamanın bile üzerine konmuş, sanatımı ise basit bir "hobi" olarak görmezden gelmişti. Ama içimdeki o sessiz, itaatkâr parça o gece öldü. Arka ofise yürüdüm ve avukatıma bir mesaj gönderdim. Ona, "değersiz" sanat eserlerim için bir Fikri Mülkiyet devir sözleşmesi gibi görünen bir Reddetme Ritüeli belgesi hazırlamasını söyledim. O küçük yazıları asla okumayacaktı. Ruhumu paramparça ederken kullandığı kibrin aynısıyla, şimdi kendi ruhunu sattığı belgeyi imzalamak üzereydi.”