“Hayatım kusursuz bir baleydi: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Konservatuvarı'na gitmek üzereydim, herkesin kıskandığı altın çocuk Arda Çelik bana delicesine aşıktı. Geleceğimiz, sahne ışıklarından bile daha parlaktı. Sonra o kaza oldu. Gözleri kör eden bir parıltı, ardından zifiri karanlık. Gözlerimi bir hastane odasında açtım. Balerin bacaklarım ampute edilmişti. Bu, Arda'nın takıntılı eski sevgilisi Ceyda'nın bana kasıtlı olarak arabasıyla çarpmasının korkunç bir hediyesiydi. Bütün hayallerim tuzla buz olmuştu. Ama asıl kâbus, Arda'nın sırrını öğrendiğimde başladı. Bana 'sonsuza dek' sözü veren, elimi sımsıkı tutan adam, gizlice 'düşmanı' Ceyda'yı teselli ediyor, onu sahte umutlarla ve çarpık bir merhametle dolduruyordu. Onun o mükemmel bağlılığı, beni hem fiziksel hem de duygusal bir acı çukurunun daha da derinliklerine iten, boğucu bir yalandı. Sevdiğim adam, hayatımı mahveden o kadınla bana nasıl bu kadar büyük bir ihanet edebilirdi? "Neden?" sorusu beynimde çığlık çığlığa yankılanıyordu; küle dönmüş bir dünyada çaresiz, boş bir yankı. Dayanılmaz acıdan başka hiçbir şeyim kalmayınca, son kaçışı aradım. Ama bir son yerine, korkunç bir sürprizle karşılaştım: Üç yıl öncesine, bir hastane yatağında uyandım. Bacaklarım mucizevi bir şekilde sapasağlamdı ve o kahredici sonun anıları zihnimde capcanlı yanıyordu. Bu sefer, trajik kaderimi yeniden yazacak ve bu lanetli döngüden kurtulacaktım.”