“Cuma akşamları mükemmeldi. Fırından yeni çıkmış tavuğun kokusu, Arda'nın yemek masasının karşısındaki gülümsemesi... Beş yıllık, çocuksuz, çifte gelirli o saadet dolu hayatımız; sadece biz, ne bir çocuk ne de bir evcil hayvan. Sonra bombayı patlattı: burs verdiği bir öğrenci, Selin, hamileydi. Ve çocuk ondanmış. Bunun bir kaçamak olmadığına yemin etti; kullanılmış prezervatiften sperm çalınması gibi akıl almaz bir hikaye anlattı ve işin içinde soy takıntılı, güçlü ailesinin olduğunu söyledi. Ama sonuçları acımasızca gerçekti: "Çocukları sevmeyen" Arda, bambaşka birine dönüşmüş, kendini Selin'e ve doğmamış çocuklarına adamıştı. Ortak ofisimizi darmadağın edip bir bebek odası hazırlamaya başladı, şefkati artık sadece Selin'e özeldi. Evim, artık bana ait olmayan bir mutluluğun hayaletiyle dolup taşmıştı. Son hakaret bir yangın sırasında geldi. Alevlerin arasında mahsur kalmış, onun adını haykırıyordum ama Arda, korkudan sinmiş Selin'i kucaklayıp, "Küçük ailemiz güvende olacak," diye fısıldadı. Yanan bir kiriş sırtıma çökerken, beni dumanların içinde boğulmaya terk etti. Zar zor hayatta kaldım. Ama uyandığımda, benden geçici bir boşanma istiyordu. "Sadece doğum belgesi için," dedi. "Sonra yeniden evleniriz." Gerçekten de o başka bir kadınla hayat kurarken, benim adımı onların çocuğuna kullanırken onu beklemem mi gerekiyordu? Hayır. Artık olmaz. Serum iğnesini kolumdan çektim. Gidiyordum. Hem de temelli.”