/0/88083/coverorgin.jpg?v=189591db922da1d6f5f0d3d517233441&imageMogr2/format/webp)
Banu Yılmaz, bir sokağın köşesinde durdu; bakışları, küçük bir avlunun gerisinde gizlenen mütevazı, iki katlı eve kilitlenmişti.
İşte burasıydı; Yılmaz ailesinin yaşadığı o evdi.
Yirmi yılı aşkın süredir, hiç gerçekten tanışmadığı bu evin anılarına ve zihninde kurduğu sahnelere tutunup yaşamıştı.
Şimdi nihayet burada dururken, kalbi, hatırlayabildiği kadar uzun süredir içinde taşıdığı sorularla sızlıyordu.
Gerçek anne babası onu neden terk etmiş olabilirdi?
Onu nasıl olup da yabancılara emanet edip, sonunda Ürgen'de bir kâbusa dönüşen o yere gönderebilmişlerdi?
Koruyucu ebeveynlerinin son sözleri hâlâ kulaklarında çınlıyordu. "Sen Banu Yılmaz'sın; kendi ailenin dışladığı, istenmeyen çocuksun."
Bu sözler yakıcıydı—ve bir gün biyolojik ebeveynleriyle yüzleşme umudu, Ürgen'in karanlığında çektiği her şeye katlanma gücünü veren tek şeydi.
Tam karşıya geçmek üzereydi ki, birkaç adım ötede, kirli bir ara sokaktan sert bir ses yankılandı.
Gölgelerin içinde, normalde dimdik durması gereken bir adam yerde büzülmüş, daha kısa boylu, kötü yüzlü bir figürün acımasız darbeleri altında kıvranıyordu.
"Hâlâ kendini Yılmaz ailesinin prensi sanıyorsun, her şeye senin karar verebileceğini düşünüyorsun. Uyan artık! Deli annen için gerçekten ilaç alabileceğini mi sanıyorsun?"
Hiç tereddüt etmeden, küçük adam botunu kaldırdı ve yerdeki adamın uzanmış eline indirdi.
Kırılan kemiğin sesi havayı adeta yırttı.
Uzun adam kirli kaldırımda büzülmüş yatarken, acıdan titreyen bedeninden boğuk bir inleme yükseldi.
Acıya rağmen, kollarındaki paketi var gücüyle kavramaya devam etti.
Gölgelerden olan biteni izleyen Banu, göğsünde tuhaf bir sızı hissetti ve tereddüt etmeden adamın saldırganının arkasında belirdi.
Bir kemik daha kırılırken çıkan ses sokakta yankılandı. Küçük adam, şok içinde bileğini tutarak yere yığıldı ve acıyla çığlık attı.
"Ölmek mi istiyorsun sen?" Banu, bakışları buz kesmiş halde, soğuk ve kararlı bir sesle sordu.
Yerde kıvranan serseri, hıçkırıklar arasında küfürler savurmaya devam etti. "Kiminle uğraştığını bilmiyorsun, küçük kaltak. Sonun geldi, bunu göreceksin..."
Sözünü bitirmesine fırsat vermeden, Banu ayakkabısını sertçe onun yaralı bileğine bastırdı.
Çığlıkları sokakta yankılanırken, yüzü çaresizlikle buruştu. "Lütfen! Özür dilerim, yemin ederim, bir hata yaptım! Bilmiyordum—bir daha asla yapmam, ne olur sadece gitmeme izin ver!"
/1/101107/coverorgin.jpg?v=7e5a5c01cad50dc1f3997cf27583d46f&imageMogr2/format/webp)
/0/96365/coverorgin.jpg?v=be02c66b9a86d498d33ca80504b62265&imageMogr2/format/webp)
/0/96823/coverorgin.jpg?v=312b2765f079db8e4166d466333dba57&imageMogr2/format/webp)
/0/88113/coverorgin.jpg?v=c61fdd5e6feb4894437381d2172b6f99&imageMogr2/format/webp)
/0/96867/coverorgin.jpg?v=a21fe28e6687ece811e082bdb271959a&imageMogr2/format/webp)
/1/103503/coverorgin.jpg?v=045cb37c3150a6408bb7f3cc9b07c810&imageMogr2/format/webp)
/0/96836/coverorgin.jpg?v=cd0b49208cc8f228ceefa1820b0ec753&imageMogr2/format/webp)
/0/96789/coverorgin.jpg?v=f75f5992a669169ab2885896ec2607a2&imageMogr2/format/webp)
/1/114441/coverorgin.jpg?v=032062bb4552c586a87d712cf4b07e87&imageMogr2/format/webp)
/0/96748/coverorgin.jpg?v=b457d829a88ac64d53786ed8b491237d&imageMogr2/format/webp)