/1/101703/coverorgin.jpg?v=2817dcbf2a519f754f452e85fb7afcd9&imageMogr2/format/webp)
Saat sekizi geçtiğinde hava çoktan kararmış, soğuk şehir boyunca daha da keskin bir şekilde yayılmaya başlamıştı.
Ceren Savran, yemek masasında tek başına oturmuş, telefonunu kaydırırken düşüncelere dalmıştı. Önündeki yemekler çoktan buz kesmiş, iştah açmak bir yana, masaya hüzünlü bir ağırlık çökmüştü.
Evdeki yardımcı Neslihan Sultan, sessiz adımlarla yanına yaklaşıp nazikçe konuştu, "Bayan Savran, Bugün sizin evlilik yıldönümünüz. Eminim Bay Savran bu gece mutlaka eve dönecektir. Muhtemelen bir işle oyalanmıştır. İsterseniz yemekleri yeniden ısıtayım."
Ceren başını hafifçe salladı. "Gerek yok. Zaten bir yerde yemek yemiştir."
Bu sözler Neslihan'ı bir an şaşırtsa da, gerçeği çabucak kavradı.
Üç yıllık evlilik boyunca Ceren ve Levent Savran'ın ilişkisi giderek soğumuştu. İlk yıllarındaki o tatlılık çoktan solmuş, yerini seyrek ziyaretlere ve ürpertici sessizliklere bırakmıştı.
Ceren masadan kalkıp üst kata çıktı ve yatağa uzandı. Telefonu aralıksız titriyor, grup sohbetinde mesajlar yağmur gibi yağıyordu.
Merakına yenik düşerek fotoğraflardan birine dokundu.
Ekranda Levent'in geniş bir deri koltuğa gelişigüzel uzanmış hali belirdi. Gömleğinin yakası gevşekçe açıktı, köprücük kemikleri göze çarpıyordu; kollarını dirseğine kadar sıvamış, umursamaz bir rahatlık içindeydi. Duruşundaki kayıtsız çekicilik neredeyse tehlikeli bir cazibe taşıyordu.
Başının hafif eğik duruşu ve yarı kapalı gözleri bile umursamaz bir keyif düşkünlüğünü anlatıyordu.
Karede, bir köşeden ona uzanan zarif bir el vardı; havada asılı duran bir kadehle birlikte. Bu jest, sanki özel bir kutlama yapıyormuş gibi samimi görünüyordu.
Ceren'in bakışları el bileğine kaydığında kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. İnce ve zarif elin bir kadına ait olduğu tartışılmazdı ve bileğinde duran zümrüt bilezik ışığın altında parıldıyordu. Bu, Ceren'in çok iyi tanıdığı bir parçaydı.
O yadigar bir zamanlar Savran ailesinin bir hazinesi olarak ona vaat edilmişti. Şimdi başka bir kadının bileğini süslüyordu.
Parmakları telefona daha sıkı kenetlendi; tam o sırada yeni bir mesaj geldi. Bu kez bir videoydu.
Ceren hiç düşünmeden oynatma ikonuna dokundu.
Hoparlörden ince, tatlı, hafifçe şımarık bir kadın sesi yükseldi, her hecesinde belli belirsiz bir meydan okuma vardı. "Uçağın iner inmez benim doğum günümü kutlamaya koştun. Eve bile uğramadın. Ceren'in öğrenince üzülmesinden endişelenmiyor musun? İstersen onu da çağıralım, birlikte eğlenelim?"
Videoda Levent'in dudak kenarı umursamaz bir küçümsemeyle kıvrıldı. "Emin misin? Gelirse neşeni kaçırmaz mı?"
Grubun içinden kahkahalar yükseldi. Biri alaycı bir homurtuyla ekledi, "Zaten bizimle hiç uyum sağlayamadı. Gelmese daha iyi."
Bir diğeri takılmadan duramadı, "Levent, Ceren'i en son ne zaman gördün? Dışarıda karşılaşsan tanımazsın herhalde."
Levent, kadehindeki koyu kırmızı şarabı ağır bir hareketle döndürdü; sesinde kayıtsızlık vardı. "Onu görmek mi? Birbirimizle irtibatta kalacak kadar yakın sayılmayız."
Kalabalığın arasından biri yüksek sesle atıldı, "Hadi ama, sonuçta evlisiniz!"
Levent alçak, alaycı bir kahkaha attı; sanki komik olmayan bir şakayı dinliyordu. "O evlilik bozulmuş bir şişe şarap gibi, at gitsin."
Bu sözlerin ardından Melis Tunahan'ın mahcup sesi duyuldu, "Peki… o zaman bu kez onu çağırmayalım. Bir dahaki sefere telafi edeceğim."
Ceren telefonu yavaşça indirdi; göğsünün içinde acı, sessizce sıkışıp kaldı.
Bu ne saçma bir oyundu böyle? Aynı odada oturup grup üzerinden konuşmak… Açıkça onu görmesi için yapmışlardı.
O gruptakilerin neredeyse hepsi Levent'in çevresindendi. Melis ise o kalabalığın içindeki birkaç kadından biriydi.
Ceren'in gruba eklenmesinin nedeni Melis'in onu davet etmesiydi.
Sohbette neredeyse hiç konuşmazdı ama Levent'le ilgili her yeni bildirim yine de ekranına düşerdi. O nereye gitse, Melis de ondan pek uzak olmazdı.
Gece iyice ilerlemişti. Ev sessizliğe gömülmüşken Ceren sırtüstü yatakta uzanıyordu; parmakları, alyansını bilinçsizce döndürüp duruyordu.
Soğuk metal önce cildine, sonra da yavaş yavaş daha derine, yüreğine işliyordu.
Ne hissettiğini tarif edemiyordu, göğsünde ağır, nemli bir pamuk parçası varmış gibi… Nefes almak bile zorlaşmıştı.
/1/101703/coverorgin.jpg?v=2817dcbf2a519f754f452e85fb7afcd9&imageMogr2/format/webp)
/1/100784/coverorgin.jpg?v=8ac0da50ff83f902b64abbbfb5a51a42&imageMogr2/format/webp)
/0/96868/coverorgin.jpg?v=ea21d3d3185e832d6c174104cae1994a&imageMogr2/format/webp)
/0/97320/coverorgin.jpg?v=dd17510680e8c4bcf58912b4cba4c9a2&imageMogr2/format/webp)
/0/96689/coverorgin.jpg?v=0ed3ea28494a663ce5bc203770f72806&imageMogr2/format/webp)
/0/96547/coverorgin.jpg?v=bed127d2f83218fe2cab531500451d0d&imageMogr2/format/webp)
/1/107223/coverorgin.jpg?v=8b55543e3fa4ab3a7817d0e7a5d27dc3&imageMogr2/format/webp)
/0/96885/coverorgin.jpg?v=2600e3cee3329543cb0da444146eed9a&imageMogr2/format/webp)
/0/98412/coverorgin.jpg?v=bee25c946fb6199236073981fda3c7a4&imageMogr2/format/webp)
/0/97329/coverorgin.jpg?v=de1254bac7e5219f76a2d61de8fdf097&imageMogr2/format/webp)
/0/97336/coverorgin.jpg?v=6d1e384e4a89ffc1fce2363cfabd2aba&imageMogr2/format/webp)
/1/101170/coverorgin.jpg?v=1e664b50db4ee1c525d0b29bee09d2b6&imageMogr2/format/webp)
/1/107225/coverorgin.jpg?v=2dbacf4a7ac8951844ba07a5c61afbf4&imageMogr2/format/webp)
/1/111852/coverorgin.jpg?v=194a6eaffe9802ebe0b7145219903902&imageMogr2/format/webp)