“Beş yıl önce, Uludağ'da bir dağın zirvesinde nişanlımın hayatını kurtardım. O düşüş bana kalıcı bir görme bozukluğu bıraktı; kendi kusursuz görüşüm yerine onu seçtiğim o günü bana sürekli hatırlatan, titrek bir anı. O ise bana olan borcunu, en yakın arkadaşı Aslı üşüdüğünü söylediği için Uludağ'daki düğünümüzü gizlice Bodrum'a alarak ödedi. Fedakarlığıma "duygu sömürüsü" dediğini duydum ve benim gelinliğime dudak bükerken, ona bir buçuk milyon liralık bir elbise almasını izledim. Düğün günümüzde, tam da zamanlaması manidar bir "panik atak" geçirdiği için Aslı'nın yanına koşarken beni nikahta tek başıma bekletti. Onu affedeceğimden o kadar emindi ki. Her zaman öyleydi. Fedakarlığımı bir hediye olarak değil, benim ona boyun eğmemi garanti eden bir sözleşme olarak görüyordu. Sonunda bomboş Bodrum mekanını aradığında, konuşmadan önce dağ rüzgarının uğultusunu ve tören müziğini duymasına izin verdim. "Benim düğünüm başlamak üzere," dedim. "Ama seninle değil."”