/1/123824/coverbig.jpg?v=4c6fd8464c136a4f5c27f5e889adeeee&imageMogr2/format/webp)
Yirmi yıl boyunca beni Anadolu'nun çöplüğünden kurtardıklarını söyleyen Moreno ailesinin devasa villasında bir sığıntı gibi yaşadım. Ta ki o gösterişli davet gecesine kadar. Sözde nişanlım Mert, herkesin ortasında evin gerçek kızı Harley ile evleneceğini müjdeledi. Daha bu ihanetin şokunu atlatamadan, Harley sahte bir çığlık atarak merdivenlerden yuvarlandı ve beş yüz bin liralık nişan kolyesini benim çaldığımı iddia etti. Beni yıllarca beslediklerini söyleyen üvey annem Demet, kalabalığın ortasında üzerime yürüdü. "Seni nankör yılan! Üstünü arayın şunun, polisi arayıp hapsi boylatacağım sana!" Misafirlerin aşağılayıcı fısıltıları arasında eşyalarım pencereden çamurlu su birikintisine fırlatıldı ve iki iri yarı güvenlik beni şiddetli fırtınanın altına kapı dışarı attı. Bütün salon o ucuz yalanlara inanıp bana iğrenerek bakarken, üvey babam tek bir kelime bile edip beni savunmamıştı. Yirmi yıllık sahte şefkat maskesinin, basit bir kıskançlık krizi ve ucuz bir kolye için bu kadar çabuk parçalanması midemi bulandırmıştı. Beni sokakta beş parasız, titreyerek ölecek sanacak kadar aptaldılar. Onlara boyun eğmek yerine, boynumda sakladığım, kendi tasarımım olan paha biçilemez özel yapım pırlantayı kalabalığın gözüne sokarcasına çıkardım. Ardından arkamı dönüp, gecenin karanlığında beni bekleyen, gerçek ailem milyarder Holloway'lerin gönderdiği siyah Bentley'e doğru yürüdüm. Eski hayatım o yağmurlu bahçede ölmüştü; şimdi bana zarar veren herkesi bu ismin ağırlığı altında ezme zamanıydı.
Gabriella Holloway POV:
"Şu üzerindeki elbiseye bak, geçen senenin modası. Kumaşı bile dirseklerinden aşınmış. Demet Hanım ona yeni bir şey almaya bile tenezzül etmemiş."
"Şşşt, sessiz ol. Zaten bu evde bir sığıntı gibi. Sokak köpeğinden hallice. Öztürklerin oğlu Mert'le nişanlanması bile onun için büyük şans."
Mutfak kapısının aralığından sızan zehirli fısıltılar, kristal kadehlerin çınlamasına karışıyordu. Moreno villasının devasa salonunda, altın sarısı ve göz alıcı avizelerin altında herkes sahte maskeleriyle gülümsüyordu. Ben hariç. Üzerimdeki soluk mavi, bedeni bana uymayan, göğüs kısmı bol gelen eski sezon elbiseyle köşede duruyordum. Parmaklarım elimdeki şampanya kadehini o kadar sıkı tutuyordu ki, boğumlarım bembeyaz olmuştu. Midemde soğuk bir taş oturuyordu.
Gözlerim salonun ortasında parlayan Harley Moreno'ya takıldı. O, bu evin gerçek kızıydı ve üzerindeki Paris'ten özel getirtilmiş, üzeri binlerce swarovski taşla işlenmiş kırmızı haute couture elbisesiyle tüm dikkatleri üzerine çekiyordu. Etrafı onun her sözüne kıkırdayan dalkavuk misafirlerle çevriliydi. Göz göze geldiğimizde, dudaklarında küçümseyici bir gülümseme belirdiğini gördüm. Bana doğru zarif ama kibirli bir adım attı, elindeki kadehi hafifçe salladı.
"Abla," dedi Harley, sesi müziği bastıracak kadar tiz ve yapmacıktı. "Babam seni çağırıyor. İkinci kattaki çalışma odasına gitmeni istedi. Sanırım şu burs meselelerini konuşacakmış."
Kaşlarımı çattım. Bülent Moreno benimle nadiren konuşurdu. Özellikle de böyle bir davette. Yine de, sırtıma saplanan onlarca meraklı ve alaycı bakışın altında sessizce başımı salladım ve kristal trabzanlı merdivenlere yöneldim.
Harley'in benden birkaç adım önde yürüdüğünü gördüm. Merdivenlerin yarısına geldiğimizde, aniden durdu. Bana doğru döndü. Gözlerindeki o sinsi parıltıyı, dudaklarındaki o vahşi kıvrımı gördüğüm an, midemdeki soğuk taş keskin bir bıçağa dönüştü.
Harley'in tiz ve kulak tırmalayan bir çığlık attığını duydum. Bedenini geriye doğru savurdu ve abartılı bir şekilde merdivenlerden aşağı yuvarlandı.
"Ah! Yardım edin!"
Bedeninin mermer basamaklara çarpma sesinin salonda yankılandığını duydum. Kadehler sustu, müzik aniden kesildi. Olduğum yerde donakaldım. Nefesim boğazımda düğümlendi.
Harley'nin yerde kıvrandığını, acı içinde inlediğini gördüm. Herkesin panikle başına toplandığını fark ettim. Başını kaldırdı, yanaklarından yaşlar süzülürken titreyen parmağıyla beni işaret etti.
"Abla... Neden yaptın bunu? O itti beni!"
Demet Moreno'nun kalabalığı yararak bir panter gibi öne atıldığını gördüm. Harley'e sarıldı, "Kızım! İyi misin?" diye feryat etti, sonra başını bana doğru kaldırdı. Gözlerinin zehir saçtığını, boynundaki damarların öfkeden şiştiğini fark ettim.
"Seni yılan!" diye bağırdı Demet, sesinin salonun duvarlarına çarptığını duydum. "Seni o Anadolu'nun çöplüğünden alıp yıllarca besledik! Sana evimizi açtık! Bize teşekkürün bu mu? Kızımı öldürmek mi istiyorsun?"
Dudaklarımı araladım. "Ben yapmadım," demek istedim ama sesim Demet'in hıçkırıkları ve misafirlerin "Ne nankör kız," şeklindeki öfkeli mırıltıları arasında kaybolup gitti. Kalabalığın arasında duran üvey babam Bülent Moreno'ya baktım. Yüzünde hiçbir duygu yoktu. Sadece elindeki puroyu yavaşça dudaklarına götürdü. Beni savunmak için tek bir kelime bile etmediğini gördüm.
Göğüs kafesim daraldı. Yirmi yıldır bu evde bana gösterilen o sahte şefkat maskesi, gözlerimin önünde paramparça oluyordu.
Demet ayağa kalktı, uzun, ojeli parmağıyla devasa ahşap kapıyı işaret etti. "Defol! Hemen şimdi defol bu evden! Seni saniyesine bile görmek istemiyorum! Üzerindeki o paçavralarla sokaklara dön!"
Dışarıda aniden patlayan gök gürültüsünü duydum, sanki onun sözlerini onaylıyordu. Şiddetli bir yağmurun camları kırarcasına dövmeye başladığını hissettim.
İki iri yarı güvenlik görevlisi kollarımdan acımasızca tuttu. Direnmedim. Sadece Demet'in gözlerinin içine baktım. Dudaklarımda soğuk, neredeyse ölü bir tebessüm belirdi.
"Pişman olacaksın," dedim. Sesim fısıltıdan halliceydi ama buz gibiydi. "İkiniz de."
Demet'in alaycı bir kahkaha attığını duydum. "Pişmanlık mı? En büyük pişmanlığım seni o fakirhaneden bu eve getirmekti! Atın şunu dışarı!"
Güvenlikler beni kapıdan dışarı fırlattı. Ağır ahşap kapının arkamdan büyük bir gürültüyle kapandığını duydum. Soğuk ve şiddetli yağmur, saniyeler içinde o ince elbisemi sırılsıklam etti. Tenim titriyordu, dişlerim birbirine çarpıyordu.
İkinci katın penceresinden eski, yırtık bir valizin aşağı atıldığını gördüm. Çamurlu su birikintisinin içine tok bir sesle düştü. Valiz açıldı ve rengi solmuş birkaç eski tişörtümün, yıpranmış ayakkabılarımın etrafa saçıldığını gördüm.
Karanlık ve fırtınalı bahçede tek başıma duruyordum. Su saçlarımdan yüzüme akıyordu ama içimde bir gram bile korku yoktu. Aksine, omuzlarımdan devasa bir yük kalkmış gibiydi.
Titreyen ellerimle elbisemin iç cebinden su geçirmez küçük bir kılıf çıkardım. İçinde eski model bir telefon vardı. Ekranı aydınlattım. Bir saat önce gelmiş okunmamış bir mesaj duruyordu.
"Gabriella Hanım, biz geldik. Sizi bekliyoruz".
Kalp atışlarım hızlandı. Yağmurun ve heyecanın etkisiyle dişlerim birbirine çarpıyordu. Başımı kaldırıp karanlık yolun sonuna baktım.
Karanlığı yaran iki parlak far ışığının yaklaştığını gördüm. Su birikintilerini yararak ilerleyen, siyah, paha biçilemez, gövdesi gece kadar karanlık bir Bentley tam önümde durdu.
Arabanın kapısının açıldığını gördüm. Üzerinde kusursuz bir takım elbise olan, beyaz eldivenli orta yaşlı bir adam indi. Elinde devasa siyah bir şemsiye tutuyordu. Hızlı ve kendinden emin adımlarla yanıma geldi.
Adamın saygıyla önümde eğildiğini gördüm. Sesinin yağmurun gürültüsünü bastıracak kadar net ve derin olduğunu duydum.
"Gabriella Hanım, sizi eve götürmek için geldim. Çok beklettik, affedin."
Ona baktım. Yağmur damlaları mı yoksa gözyaşlarım mı yüzümden süzülüyordu, bilmiyordum. Adamın perişan halimi görmezden geldiğini, şemsiyeyi üzerimde tutarak bir heykeltıraş sabrıyla beklediğini fark ettim.
Derin bir nefes aldım. Göğsümü şişirdim ve o arabaya doğru ilk adımımı attım.
İntikam Ateşi ve Tehlikeli Adamın Karanlık Aşkı
Robinet Poorvu
Mafya
Bölüm 1
23/07/2026
Bölüm 2
23/07/2026
Bölüm 3
23/07/2026
Bölüm 4
23/07/2026
Bölüm 5
23/07/2026
Bölüm 6
23/07/2026
Bölüm 7
23/07/2026
Bölüm 8
23/07/2026
Bölüm 9
23/07/2026
Bölüm 10
23/07/2026