e ve yüzünün yarısını kaplayan koyu renkli güneş gözlükleri, etrafındaki insanlarla arasına görünmez bir duvar örüyordu. İstanbul'un
esajı okudu: "Asya Hanım, trafikte kilitli kald
ek ona göre değildi; kendi başının çaresine bakmayı acı yoldan öğrenmişti. Ter
hareketlilik oldu. Kulakları tırmalayan bir fren se
sesi olan küçük bir erkek çocuğu, yola fırlamıştı. Çocuğun hemen üzerine doğru, kontrolden çıkmış gibi hızla gelen
leri büyüdü. Karnının altında, beş yıldır
h topuklu ayakkabılarına rağmen, bacak ka
llarını küçük çocuğun bedenine doladı, onu göğsüne bastırdı ve k
zgarı saçlarını savurdu. Asfalt, Asya'nın dirseğini ve om
ç birkaç metre ileride acı bir frenle durd
nden yayılan yanma hissi şiddetliydi. Ama umurunda değildi. Kollarının
Bir yerin acıyor mu?" d
korkuyla açılmıştı ama ağlamıyordu. Sadece minik elleriyle Asya'n
azına bir yumru oturdu. Eğer yaşasaydı, diye düşündü, benim bebeğim de yaşasaydı, tam b
bir adam (Onur Şahin) koşarak yanlarına geldi. Onur, çocuğu sa
anlık dalgınlıkla... Size ne kadar minnetta
erinin ardından adama soğuk bir bakış attı. "Çocuğa iyi
ın boynuna gömdü. Burnuna dolan o hafif, bebeksi süt kokusu Asya'nın
ğun bu kadar savunmasızca ona sığınması, içinde
uğa uzandı. "Emir, gel c
a da sıkı sa
ti. "Ben yakındaki otelde kalıyorum," dedi Onur'a hitaben, sesi biraz daha yatışmıştı. "Onu odama göt
af bağlılığını ve çocuğun şokta olduğunu görünce başını s
arı doğal bir refleksle Asya'nın boynuna dolandı, başını onun omzuna yasla
netim kurulunda telefon çaldı. İstanbul'un ekonomisini parmağında oynatan Kaan Beyazıt, asistan
r kadının odasında?!" Kaan'ın sesi, odadaki herke
ede aldı. Çene kasları seğiriyordu. "Otel o
rkasında bıraktığı ölümcül sessizlik, Kaan
minibar'dan aldığı ılık suyu içiriyordu. Çocuk suyu yudumlarken gözlerini bir an bile Asya'dan
otel odasının kapısı büyük bir gürültü
niş omuzlu, simsiyah gözlerinden ateş fışkıran bir adam duruyordu. Kaan Beyazıt. Etraf
/1/125260/coverbig.jpg?v=687936747d891e6daa16582e32b5bffe&imageMogr2/format/webp)