“Kocam duştaydı, suyun sesi sabahlarımızın tanıdık ritmiydi. Beş yıldır mükemmel olduğunu sandığım evliliğimizin küçük bir ritüeli olarak kahve fincanını masasına bırakıyordum. O sırada dizüstü bilgisayarında bir e-posta bildirimi belirdi: "Leo Arslan'ın Vaftiz Törenine Davetlisiniz." Bizim soyadımız. Gönderen: Selin Soykan, bir sosyal medya fenomeni. İçime buz gibi bir korku oturdu. Bu, varlığından haberdar olmadığım oğlunun davetiyesiydi. Gölgede saklanarak kiliseye gittim ve onu, esmer saçları ve gözleriyle tıpkı kendisine benzeyen bir bebeği tutarken gördüm. Anne Selin Soykan, tam bir aile saadeti tablosu çizerek omzuna yaslanmıştı. Bir aile gibi görünüyorlardı. Mükemmel, mutlu bir aile. Dünyam başıma yıkıldı. İş baskısını bahane ederek benimle bebek sahibi olmayı reddedişini hatırladım. Tüm o iş seyahatleri, geç saatlere kadar süren mesailer... Hepsi onlarla mı geçirilmişti? Yalan söylemek onun için ne kadar da kolaydı. Nasıl bu kadar kör olabilmiştim? Onun için ertelediğim prestijli bir program olan Milano Tasarım Bursu'nu aradım. Sesim ürkütücü bir şekilde sakindi. "Bursu kabul etmek istiyorum," dedim. "Hemen yola çıkabilirim."”