/0/88099/coverorgin.jpg?v=2ace85a8d5dc29dc25ffa3f2993df71d&imageMogr2/format/webp)
Evlilik başvuru formumu yırtıp atmaya hazır bir halde Belediye Binası'na girdim. Her şey bitmişti.
Saatler önce bir hastane yatağında uyanmıştım. Nişanlım Arda yanımdaydı, yüzünde sinir bozucu bir ifade vardı. Benden, az önce beni buz gibi bir göle itip neredeyse boğulmama neden olan kadın Ceyda'dan özür dilememi istedi.
Çalkalanan suyun içinde, Arda'nın beni geçip boğulma taklidi yapan Ceyda'ya doğru yüzdüğünü görmüştüm. Hayatı tehlikede olan yaralarıma rağmen, Ceyda'nın yalanlarına inanmış, ona saldırdığımı iddia etmişti.
Acımı, fedakarlığımı ve yıllardır süren sadakatimi, geçmişte ona ihanet etmiş bir kadın için hiçe saymıştı. Hatta "başkalarını kendinden önce düşün" diyerek kendi değerlerimi bana karşı kullanmıştı.
Yorulmuştum. İnanılmaz derecede yorgundum. Neredeyse boğulma anı, benim için bir vaftiz olmuştu. Sonunda anlamıştım: Bunu düzeltemezdim. Onun sevgisini kazanamazdım.
Eve döndüğümde, kronik ağrılarım için olan değerli bitki çayımı çoktan Ceyda'ya vermişti. Sonra beni kendi evimde bir misafire indirgemiş, ona yemek pişirmemi emretmişti. Artık son köprüyü de yakma zamanı gelmişti.
Bölüm 1
Eski kağıt ve bayat kahve kokusunun ağırlaştırdığı havayı soluyarak Belediye Binası'na girdim.
"Evlilik başvuru formumu almam gerekiyor," dedim memura.
Memur, evraklarının arasından başını kaldırdı, gözleri hafifçe irileşti. "Esra? Ne oldu? Arda'yla kavga mı ettiniz?"
"Hayır," diye yalan söyledim, sesim dümdüzdü. "Sadece üzerindeki bazı bilgileri güncellememiz gerekiyor. Küçük bir hata."
Mantıklı bir yalandı. Arda titiz bir adamdı. Resmi bir belgedeki hata onu çıldırtırdı.
Ailemi yıllardır tanıyan, Galip Bey adında nazik, yaşlı bir adam olan memur hâlâ endişeli görünüyordu. Dosyayı bir dolaptan çıkardı ve tezgahın üzerinden bana doğru kaydırdı.
"Esra," dedi, sesini alçaltarak. "Ceyda ile ilgili... her şey yolunda mı?"
İsim aramızda havada asılı kaldı.
"O ve Arda çok yakınlar," dedim, dilimde zehir gibi bir tat bırakan bir gerçeği dile getirerek. "Her zaman öyleydiler."
Galip Bey yavaşça başını salladı, gözlerinde bilmiş, hüzünlü bir ifade vardı. Yıllardır başka insanların yüzlerinde gördüğüm o bakıştı bu.
"O kız onun eteklerinden ayrılmıyor. Bu doğru değil, Esra. Sen onun nişanlısısın. İstersen General Gürsoy ile bu konuyu konuşabilirim."
Arda'nın babasına gitmeyi teklif ediyordu. Dudaklarımda acı bir tebessüm belirdi. "Teşekkür ederim, Galip Bey. Ama bir faydası olmaz."
Dosyayı aldım, arkamı döndüm ve ofisten çıktım. Kapı arkamdan tık diye kapandığı an, en yakın çöp kutusuna yürüdüm. Evlilik başvuru formunu küçük, düzgün parçalara ayırdım ve ellerimden düşmelerine izin verdim.
Her şey bitmişti.
...
Saatler önce, keskin, steril bir hastane kokusuyla uyanmıştım.
Başım zonkluyordu. Bir hastane yatağındaydım. Arda yanımda bir sandalyede oturuyordu, kolları kavuşturulmuş, kusursuz yüzü çatılmıştı.
Uyandığımı fark etti. Yüzünden bir anlık bir öfke geçti, sonra hemen kendini toparladı.
"Uyanmışsın," dedi. Bu bir soru değildi.
Hareket etmeye çalıştım ama vücudum ağır ve zayıf hissediyordu. Karnımda tanıdık, derin bir sızı alevlendi; kariyerimi bitiren el yapımı patlayıcının acımasız bir hatırlatıcısıydı. Soğuk su onu daha da kötüleştirmişti.
"Olay çıkarmayı bitirdin mi?" Arda'nın sesi keskin ve sabırsızdı. "Gidip Ceyda'dan özür dilemen gerekiyor."
Ceyda.
Bu isim, bilincimi kaybetmeden önce olanları hatırlatan bir anahtardı.
Göl evindeydik. İskeledeydim. Ceyda arkamdan yaklaşmıştı, yüzünde kendini beğenmiş bir gülümseme vardı. Arda'yı hak etmediğimle ilgili bir şeyler söyledi. Sonra beni itti. Sertçe.
Buz gibi suyun şoku nefesimi kesti. İçinde metal çubuk olan bacağım kasıldı. Batıyordum.
Çalkalanan suyun içinden Arda'nın daldığını gördüm. Bir an için bir umut dalgası hissettim. Sonra tam yanımdan yüzerek geçti, kıyıya yakın sığ suda dramatik bir şekilde çırpınarak boğulma taklidi yapan Ceyda'ya doğru gitti.
Dünya kararmadan önce gördüğüm son şey, kıyıda güvende olan Ceyda'nın bana zafer dolu bir sırıtışla bakmasıydı.
Şimdi Arda'ya baktım, sesim gölün suyundan daha soğuktu. "Özür mü dileyeyim? Ne için?"
Mükemmel şekilli kaşları, hoşnutsuzlukla sıkı bir çizgi halinde birleşti.
"Onu göle ittiğin için, Esra. Ölebilirdi. Bana aptalı oynama."
Dudaklarımdan bir kahkaha koptu. Sert, çirkin bir sesti. "Ben mi onu ittim? Sana anlattığı hikaye bu mu?"
/0/96829/coverorgin.jpg?v=807c95690d94cb731be71d0a629517ab&imageMogr2/format/webp)
/0/88083/coverorgin.jpg?v=189591db922da1d6f5f0d3d517233441&imageMogr2/format/webp)
/0/96691/coverorgin.jpg?v=1b7e9a8cbb2240a900a4838522ec9558&imageMogr2/format/webp)
/0/96758/coverorgin.jpg?v=f31816c8350f30af72ce63aff3fe2766&imageMogr2/format/webp)
/0/96858/coverorgin.jpg?v=02ea4e1000625f47f6c6c3c7a4fbeda5&imageMogr2/format/webp)
/1/105705/coverorgin.jpg?v=ca5a9ddb4dd0ccdbf09d01e0bc57803a&imageMogr2/format/webp)
/0/96514/coverorgin.jpg?v=eac8af2e41398c4ae7b755b680f0e539&imageMogr2/format/webp)
/0/96796/coverorgin.jpg?v=d19bdcdb3d5be437e84e64df700b4925&imageMogr2/format/webp)
/0/96803/coverorgin.jpg?v=144ac0ccc00b14716032ac4a9fc6a421&imageMogr2/format/webp)
/0/96327/coverorgin.jpg?v=1eb8e1b04542e71a6f432fbb7dc19601&imageMogr2/format/webp)
/1/100472/coverorgin.jpg?v=da6270439655cef6fbe091daedd26761&imageMogr2/format/webp)
/1/108372/coverorgin.jpg?v=fb8cd5f2ab4537e966dbfe5b8ae52cfb&imageMogr2/format/webp)
/1/111162/coverorgin.jpg?v=cf9e5e226fe51067eefb06cef6e8d3a1&imageMogr2/format/webp)
/1/112342/coverorgin.jpg?v=f76202bf0df18c9da4385f836f4f0228&imageMogr2/format/webp)
/1/111006/coverorgin.jpg?v=8fe909eb9539f26941935d84ccffadd5&imageMogr2/format/webp)
/1/108767/coverorgin.jpg?v=3128e39696e98bb39207dc0bf2211caa&imageMogr2/format/webp)
/1/110720/coverorgin.jpg?v=229180bb5371f9b2c5f88b4fb28c02f8&imageMogr2/format/webp)
/1/111834/coverorgin.jpg?v=51fcebaa3563d0b1785f6be1ae5f6a55&imageMogr2/format/webp)
/1/107947/coverorgin.jpg?v=514cc66a3631ea78aecf33a0bfd2f3d0&imageMogr2/format/webp)