/1/125260/coverbig.jpg?v=687936747d891e6daa16582e32b5bffe&imageMogr2/format/webp)
Asya, altı haftalık hamile olduğunu öğrendiği o gün, müjdeyi vermek için heyecanla eve koşmuştu. Fakat yatak odasının kapısını araladığında, kendi seçtiği beyaz saten çarşafların üzerinde hayat arkadaşı Murat ile üvey kardeşi Selin'i birbirine dolanmış halde buldu. Selin, hiçbir utanma belirtisi göstermeden yorgana sarıldı ve kendi düz karnına dokunarak asıl bombayı patlattı. "Ben Murat'ın çocuğunu taşıyorum. Üstelik baban seni aileden çoktan attı, sen artık bir hiçsin." Şok ve ihanetle nefesi kesilen Asya, o iğrenç evden kaçmak isterken merdivenlerden yuvarlandı. Bacaklarının arasından süzülen ılık kan, özenle sakladığı ultrason kağıdını kızıla boyarken, Murat ve Selin ona yardım etmek yerine sadece soğukkanlılıkla izlediler. Beş yıl boyunca, o soğuk mermer zeminde kaybettiği bebeğinin acısı ve en sevdikleri tarafından bir çöp gibi sokağa atılmanın nefreti kalbinde buzdan bir duvara dönüştü. Neden kendi ailesi ona bu kadar acımasızca sırt çevirmişti ve yıllarca sevdiği adam nasıl bu kadar omurgasız olabilirdi? O gün kanlar içinde karanlığa gömülürken, bu ihanetin bedelini onlara on katıyla ödeteceğine yemin etmişti. Şimdi, beş yılın ardından, eserleri milyon dolarlara satılan dünyaca ünlü gizemli mücevher dehası "Usta Y" olarak İstanbul'a geri dönmüştü. Üstelik yanında, hayatını kurtardığı küçük bir çocuğun babası olan, İstanbul'un en güçlü ve tehlikeli adamı Kaan Beyazıt vardı. Kaan, sosyetenin ortasında Asya'nın belini sahiplenici bir şekilde kavrayıp eski nişanlısının ve üvey kardeşinin gözlerinin içine baka baka fısıldadı: "Benimle sahte bir nişanlılık oyunu oyna, karşılığında sana o şirketi ve intikamını altın tepside sunayım."
"Tebrikler, Asya Hanım. Altı haftalık oldu."
Ahmet Özkan doktorun bu ılık sesi, odadaki florasan ışıklarının altında yankılandı. Asya Aydın'ın nefesi boğazında düğümlendi. Parmakları, elinde tuttuğu o incecik ultrason kağıdını sıkıca kavradı; o kadar sıkıyordu ki parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Göğüs kafesinin içinde kanat çırpan bir kuş vardı sanki. Gözpınarlarına hücum eden yaşlar, yanaklarından aşağı süzülürken dudaklarından sadece titrek bir fısıltı çıkabildi: "Teşekkür ederim... Çok teşekkür ederim."
O sandalyeden nasıl kalktığını, hastane koridorunu nasıl geçtiğini hatırlamıyordu. Ayakları yere değmiyor gibiydi. Çantasının fermuarını açtı, telefonunun ekranını aydınlattı. Ekranda, Murat Çelebi ile yanak yanağa verdikleri, Murat'ın kollarını onun beline doladığı o mutlu fotoğraf vardı. Nişanlısı. Hayat arkadaşı. Parmakları Murat'ın numarasına gitti, arama tuşuna basacakken durdu. Hayır. Bu haber telefonda verilmezdi. Onun gözlerinin içine bakmalı, o şaşkınlığı ve sevinci yüzünde görmeliydi.
Ultrason kağıdını özenle katladı, çantasının en içteki gizli bölmesine, sanki dünyanın en nadide mücevheriymiş gibi yerleştirdi. Hastanenin döner kapısından dışarı adım attığında, İstanbul'un parlak güneşi yüzüne vurdu. Kaldırıma yaklaşıp elini kaldırdı.
"Lütfen, Beşiktaş'taki lüks apartmanlara. Acelem var," dedi Asya, taksiye biner binmez şoför Hasan Yıldız'a doğru nefes nefese.
Taksi, şehrin yoğun trafiğinde ilerlerken Asya'nın midesinde heyecandan kelebekler uçuşuyordu. Murat'ın boynuna atılışını, onun kendisini havaya kaldırışını hayal etti. Dudaklarında engel olamadığı, geniş bir gülümseme asılı kalmıştı.
Taksi apartmanın önünde durduğunda, Asya hızla ücreti ödeyip araçtan indi. Koşar adımlarla apartman kapısından geçti, asansöre bindi. Kalbi, asansörün her kat çıkışında daha da hızlı çarpıyordu. Kendi katına geldiğinde asansörden indi ve çantasından anahtarını çıkardı. Sessizce kapıyı açtı, ona büyük bir sürpriz yapmak istiyordu.
Ancak antreye adım attığı an, yüzündeki gülümseme buz tuttu.
Yerde, kendi ayakkabılarının hemen yanında duran bir çift pembe stiletto vardı. Asya'nın nefesi kesildi. Bu ayakkabıları tanıyordu. Üvey kız kardeşi Selin Tunç'un en sevdiği markaydı. Babasının eşi Serpil'in kızı olan, aynı evi paylaştıkları ama hiçbir zaman gerçek bir abla-kardeş olamadıkları Selin. Midesine soğuk bir taş oturdu. Belki de sadece ziyarete gelmişti? Belki de Murat'a bir şey getirmesi gerekmişti?
Asya, çantasını sessizce portmantonun üzerine bıraktı. Ayak uçlarına basarak koridorda ilerledi. Yatak odasına doğru yaklaştıkça, içeriden gelen sesler kulaklarına ulaşmaya başladı.
"Murat, ablam her an dönebilir..."
Selin'in o her zamanki şımarık, ince sesiydi bu. Ama seste korkudan çok, cilveli bir nefes nefeselik vardı. Asya'nın dizlerinin bağı çözüldü. Duvara tutunmasa oracıkta yere yığılacaktı. Parmak uçları buz gibi olmuştu.
İçeriden Murat'ın kalın, boğuk sesi duyuldu: "Korkma, o bugün tasarım stüdyosunda mesai yapacak."
O an, Asya'nın beyninde bir şeyler koptu. Eli titreyerek yatak odasının aralık kapısını itti. Kapı gıcırtıyla açıldı.
Gördüğü manzara, göz bebeklerine kaynar sular dökülmüş gibi bir acı verdi. Kendi seçtiği beyaz saten çarşafların üzerinde, nişanlısı Murat ve üvey kardeşi Selin birbirine dolanmıştı. Asya'nın nefes borusu tıkandı, ciğerlerine hava gitmiyordu.
Kapının açılma sesiyle yataktaki iki beden dehşetle o yöne döndü. Selin tiz bir çığlık atarak yorganı göğsüne çekti. Murat'ın yüzündeki şehvet, yerini saniyelik bir paniğe, ardından da tuhaf bir sinire bıraktı.
Selin, Murat'ın çıplak omzunun arkasına saklanırken gözlerini kocaman açtı, dudaklarını büzdü. "Abla... yanlış anlama... biz..."
Asya'nın boğazından yırtıcı bir ses çıkmak istedi ama çıkmadı. Gözleri Murat'ın gözlerine kilitlendi. Göğsü hızla inip kalkıyordu. "Neden?" diye fısıldayabildi sadece. Sesi, kırık bir cam parçası gibi pürüzlüydü.
Murat, yataktan çıkmadan yanındaki tişörtünü alıp üzerine geçirdi. Yüzünde hiçbir pişmanlık belirtisi yoktu, aksine bıkkın görünüyordu. "Asya, sen çok sıkıcısın," dedi soğuk bir sesle. "Selin senden daha anlayışlı."
Asya'nın midesi kasıldı, safra tadı ağzına doldu. Titreyen eliyle yatağı işaret etti. "O benim kardeşim!" diye bağırdı. Sesi duvarlara çarpıp geri döndü.
Selin, yorganı üzerine dolayarak yataktan kalktı. Çıplak ayaklarıyla Asya'ya doğru birkaç adım attı. Yüzündeki o masum, korkmuş ifade anında silinmiş, yerini zehirli bir zafere bırakmıştı. Asya'nın tam karşısında durdu.
"Artık değil," dedi Selin, sesini alçaltarak. "Baban seni aileden attı, unuttun mu? Sen Tunç ailesi için artık bir hiçsin."
Bu sözler, Asya'nın göğsüne saplanan paslı bir bıçak gibiydi. Bir adım geriledi. Tam o sırada, karnının alt kısmında keskin, ince bir sızı hissetti.
Selin, ablasının acı çeken yüzüne bakarak gülümsedi. Elini kendi düz karnına koydu. "Ayrıca," dedi kelimelerin üzerine basa basa, "Ben Murat'ın çocuğunu taşıyorum."
Asya'nın kulaklarında bir uğultu koptu. Gözlerinin önü karardı. Beyni bu bilgiyi reddediyordu. Öfke, acı ve ihanet damarlarında kaynıyordu. İçgüdüsel bir hareketle Selin'in kolunu yakalamak, onu sarsmak için elini uzattı.
Ancak Asya'nın parmakları ona değmeden, Selin abartılı bir çığlık atarak kendini geriye doğru fırlattı. Sırtüstü halının üzerine düştü.
"Ah!" diye bağırdı Selin.
Murat yataktan bir ok gibi fırladı. Selin'in yanına diz çöküp onu kollarına aldı. Başını kaldırıp Asya'ya baktı; gözlerinde saf bir nefret vardı. "Asya, sen çıldırdın mı! Selin'e zarar verirsen seni öldürürüm!"
Asya, karşısındaki bu iki iğrenç insana bakarken midesinin şiddetle kasıldığını hissetti. Buradan gitmeliydi. Nefes alamıyordu. Arkasını döndü, kapıya doğru koşmaya çalıştı. Ancak antreye çıktığında, karnındaki o ince sızı aniden parçalayıcı bir krampa dönüştü. İki büklüm oldu.
Merdivenlere doğru yöneldi, asansörü bekleyecek gücü yoktu. İlk basamağa adımını attığı an, bacaklarındaki güç tamamen çekildi. Dünyası ekseni etrafında döndü.
Ayağı kaydı. Bedeninin merdiven basamaklarına çarpışını, kemiklerinin sızısını hissetti. Yuvarlandı, yuvarlandı ve soğuk mermer zemine çarparak durdu.
Göz kapakları ağırlaşırken, bacaklarının arasından ılık, yapışkan bir sıvının sızdığını hissetti. Çantası yanına düşmüş, fermuarı açılmıştı. O özenle sakladığı ultrason kağıdı, çantadan kayıp mermer zemine düştü. Üzerine, Asya'nın bedeninden süzülen kırmızı kan damladı. Asya'nın gözünden tek bir damla yaş süzüldü ve dünya karanlığa gömüldü.
BEŞ YIL SONRA
Paris'ten kalkan uçak, İstanbul Havalimanı'nın pistine tekerlek koyduğunda, Asya Aydın'ın gözleri kapalıydı. Uçak durduğunda gözlerini açtı. O gözlerde artık beş yıl önceki o saf, kırılgan kızdan eser yoktu. Bakışları, buzul çağını andıran bir soğuklukla kaplıydı.
Uçaktan indi, körükten geçerek terminale girdi.
Gizemli Tasarımcı: Eski Nişanlım Şimdi Bana Yalvarıyor
Dore Canaday
Çağdaş
Bölüm 1
Bugün 11:03
Bölüm 2
Bugün 11:03
Bölüm 3
Bugün 11:03
Bölüm 4
Bugün 11:03
Bölüm 5
Bugün 11:03
Bölüm 6
Bugün 11:03
Bölüm 7
Bugün 11:03
Bölüm 8
Bugün 11:03
Bölüm 9
Bugün 11:03
Bölüm 10
Bugün 11:03