Harabelerden Bir Gül

Harabelerden Bir Gül

Milkyway

5.0
Yorum(lar)
153
Görüntüle
16
Bölümler

Aslı Yılmaz, hayallerini nihayet gerçekleştirmişti; İzmir'de adından söz ettiren, gelişen bir butik bira fabrikası kurmuştu. Yeni çıkardığı "bulanık IPA" birasının başarısını kutlarken, Instagram'da geziniyor, iyi yaşanmış bir hayatın sessiz tatminini hissediyordu. Ancak bu huzur, isimsiz bir özel mesajla anında tuzla buz oldu: Kocası Emre'nin, başka bir kadınla – kendi astı olan genç analist İrem'le – samimi bir şekilde sarmaş dolaş olduğu bir fotoğraf. Aslı, Emre'nin saatini, İrem'in yapışkan kucaklamasını ve o loş, kuytu barı tanıdığında dünya başına yıkıldı. Bu bir yanlış anlaşılma değildi; bu, Emre'nin aylardır süren buz gibi umursamazlığının, kısa mesajlarının ve "işte kriz var" diyerek geçiştirmelerinin kanıtıydı. Hatta Emre, şiddetli bir İzmir fırtınası sırasında onu dehşet içinde tek başına bırakmış, sonradan İrem'le "güvenli ve sağlam" olduğu ortaya çıkmıştı. Üstelik daha sonra, metresi için aldığı çok belli olan birayı Aslı'ya ikram etmişti. İçgüdülerinin "olayları fazla abarttığına" inandırılarak manipüle edilmenin, gazlighting'e maruz kalmanın zehir gibi acısı, ihanetin kendisinden bile daha beterdi. Ona eğri büğrü bir seramik vazo yapıp Ege'nin göğü altında sonsuz bir sadakat sözü veren o samimi çocuk, nasıl olmuştu da onu tamamen silinmiş ve "kirli" hissettiren bu zalim yabancıya dönüşmüştü? Ancak bu enkazın içinden bir kıvılcım parladı – annesinin ona hala içinde olduğunu hatırlattığı o savaşçı, zeki kız. Aslı gözyaşlarını sildi, Emre'nin karşısına buz gibi bir netlikle dikildi ve yalanlarını bir bir parçaladı. Emre'nin onu geri satın almak için yaptığı çaresiz, mal varlığı dolu yalvarışlarını reddetti. Şimdi, bu acı dolu bölümü kapatma ve tamamen kendine ait bir gelecek için savaşmaya başlama zamanıydı.

Bölüm 1

Aslı Yılmaz, hayallerini nihayet gerçekleştirmişti; İzmir'de adından söz ettiren, gelişen bir butik bira fabrikası kurmuştu.

Yeni çıkardığı "bulanık IPA" birasının başarısını kutlarken, Instagram'da geziniyor, iyi yaşanmış bir hayatın sessiz tatminini hissediyordu.

Ancak bu huzur, isimsiz bir özel mesajla anında tuzla buz oldu: Kocası Emre'nin, başka bir kadınla – kendi astı olan genç analist İrem'le – samimi bir şekilde sarmaş dolaş olduğu bir fotoğraf.

Aslı, Emre'nin saatini, İrem'in yapışkan kucaklamasını ve o loş, kuytu barı tanıdığında dünya başına yıkıldı.

Bu bir yanlış anlaşılma değildi; bu, Emre'nin aylardır süren buz gibi umursamazlığının, kısa mesajlarının ve "işte kriz var" diyerek geçiştirmelerinin kanıtıydı.

Hatta Emre, şiddetli bir İzmir fırtınası sırasında onu dehşet içinde tek başına bırakmış, sonradan İrem'le "güvenli ve sağlam" olduğu ortaya çıkmıştı. Üstelik daha sonra, metresi için aldığı çok belli olan birayı Aslı'ya ikram etmişti.

İçgüdülerinin "olayları fazla abarttığına" inandırılarak manipüle edilmenin, gazlighting'e maruz kalmanın zehir gibi acısı, ihanetin kendisinden bile daha beterdi.

Ona eğri büğrü bir seramik vazo yapıp Ege'nin göğü altında sonsuz bir sadakat sözü veren o samimi çocuk, nasıl olmuştu da onu tamamen silinmiş ve "kirli" hissettiren bu zalim yabancıya dönüşmüştü?

Ancak bu enkazın içinden bir kıvılcım parladı – annesinin ona hala içinde olduğunu hatırlattığı o savaşçı, zeki kız.

Aslı gözyaşlarını sildi, Emre'nin karşısına buz gibi bir netlikle dikildi ve yalanlarını bir bir parçaladı. Emre'nin onu geri satın almak için yaptığı çaresiz, mal varlığı dolu yalvarışlarını reddetti.

Şimdi, bu acı dolu bölümü kapatma ve tamamen kendine ait bir gelecek için savaşmaya başlama zamanıydı.

Bölüm 1

Aslı Yılmaz, bira fabrikasının Instagram akışında gezinirken dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.

Yeni çıkardıkları "bulanık IPA" birasının lansman partisi büyük bir başarıyla sonuçlanmıştı.

Yorumlar yağıyor, biranın lezzetini, bizzat denetlediği kutu tasarımını, tüm o havayı övüyordu.

Telefonu yeni bir özel mesaj bildirimiyle titredi.

Muhtemelen başka bir tedarikçi ya da umutlu bir influencer'dı.

Dokunup açtı.

"GerçekArayan88" adında sahte bir hesap. Profil fotoğrafı yok, gönderi yok.

Mesajda sadece tek bir fotoğraf vardı.

Nefesi kesildi.

Dünya başına yıkıldı, görüşünün kenarlarındaki renkler birbirine karıştı.

Bu Emre'ydi.

Onun Emre'si.

Birini öpüyordu.

Onu değil.

Kadın daha gençti, sarışındı ve ona şüpheye yer bırakmayacak kadar samimi bir şekilde yapışmıştı.

Alsancak'ta herkesin dilindeki o yeni kokteyl barı Fısıltı'daydılar; loş ışıkları ve kuytu köşeleriyle bilinen bir mekandı.

Aslı'nın midesi bulandı.

Emre'nin saatini tanıdı, beşinci evlilik yıldönümlerinde ona hediye ettiği o pahalı saati.

Kadın... Aslı fotoğrafı yakınlaştırdı, eli titriyordu.

Onu daha önce görmüştü.

İrem. İrem Vural. Emre'nin genç analisti.

İrem'in şaşırtıcı bir şekilde herkese açık olan profilinde yaptığı hızlı, telaşlı bir arama, bir arkadaşının etiketlediği eski, şimdi silinmiş bir fotoğrafı ortaya çıkardı.

Arkadaşının hesabı gizliydi ama önbellekteki küçük resim bunu doğruluyordu: İrem, aynı akşamın erken saatlerinde, aynı elbiseyle Fısıltı Bar'da.

Kanıtlar reddedilemezdi.

Bir mide bulantısı dalgası Aslı'yı sardı.

Elini ağzına bastırdı, cilalı beton ofis zeminine kusma dürtüsüne karşı koymaya çalıştı.

On iki yıl.

Yedi yıllık evlilik.

Ege Üniversitesi'nde tanışmışlardı, taptaze yüzleri ve hayalleriyle doluydular.

Bu olamazdı.

Kafası sanki öfkeli arılarla dolu gibiydi, vızıldıyor, sokuyorlardı.

Görüntü retinasına kazınmıştı.

Emre'nin kolu İrem'in belinde, İrem'in başı arkaya eğik, gözleri kapalı, dudakları sıkıca onunkilere bastırılmış.

Derin, sahiplenici bir öpücük.

Bu dostça bir öpücük değildi.

Bu bir yanlış anlaşılma değildi.

Bu ihanetti.

Soğuk, katı, inkâr edilemez.

Zihni, özenle görmezden geldiği "erken uyarı işaretlerine" kaydı.

Emre'nin mesajları kısalmış, seyrekleşmişti.

"Ok," "Sonra," "Meşgulüm."

Eve geldiğinde telefonu eline yapışık gibi görünse de, cevap vermesi çoğu zaman saatler sürerdi.

Kendine onun stresli olduğunu söylemişti.

Yatırım şirketindeki başkan yardımcılığı görevi zordu.

Yüksek riskler, uzun saatler.

O da meşguldü, kendi butik bira fabrikasının pazarlama departmanını sıfırdan kuruyor, işine tutkuyla sarılıyordu.

Anlayışlı olmaya çalışmıştı.

Ama endişe aylardır yüzeyin altında hafif bir uğultu gibiydi.

Bu fotoğraf, bu özel mesaj, o uğultuyu sağır edici bir kükremeye dönüştürdü.

Bunun sıradan zalimliği.

Bir yabancı tarafından gönderilmişti.

"GerçekArayan88"in kim olduğunu merak etti.

Huysuz bir iş arkadaşı mı?

İrem'in kıskanç bir arkadaşı mı?

Hatta bir önemi var mıydı?

Gerçek, kimden gelirse gelsin gerçekti.

Ağzını acı bir tat kapladı.

Bir sözü düşündü.

Yıllar önce, geniş Ege göğünün altında verilmiş bir söz.

İletişim hakkında, onun en önemli olduğu hakkında bir söz.

O söz şimdi zalim bir şaka gibi geliyordu.

Kafasındaki vızıltı yoğunlaştı.

Özenle inşa ettiği dünyası paramparça oluyordu.

Okumaya Devam Et

Milkyway tarafından yazılan diğer kitaplar

Daha Fazla
Küllerinden Yükselen Kraliçe

Küllerinden Yükselen Kraliçe

Çağdaş

5.0

Kocamın beni bir patlamayla öldürmeye çalışmasından sonra hastanede gözlerimi açtım. Doktor şanslı olduğumu söyledi; şarapnel parçaları ana damarlarımı sıyırmıştı. Sonra bana bir şey daha söyledi. Sekiz haftalık hamileydim. Tam o sırada kocam Cem içeri girdi. Beni görmezden gelip doktorla konuştu. Metresi Selin'in lösemi olduğunu ve acil kemik iliği nakline ihtiyacı olduğunu söyledi. Donörün ben olmamı istiyordu. Doktor dehşete düşmüştü. "Cem Bey, eşiniz hamile ve durumu kritik. Bu prosedür kürtaj gerektirir ve onu öldürebilir." Cem'in yüzü taş gibiydi. "Kürtaj zaten şart," dedi. "Öncelik Selin. Füsun güçlüdür, sonra bir bebek daha yapar." Çocuğumuzdan sanki alınması gereken bir tümörmüş gibi bahsediyordu. Ölümcül bir hastalığı taklit eden bir kadın için bebeğimizi öldürecek ve benim hayatımı riske atacaktı. O steril hastane odasında, onu seven, onu affeden parçam kül olup havaya karıştı. Beni ameliyata götürdüler. Anestezik damarlarıma yayılırken tuhaf bir huzur hissettim. Bu bir sondu ve aynı zamanda bir başlangıç. Uyandığımda bebeğim gitmişti. Beni bile korkutan bir sakinlikle telefonu elime aldım ve on yıldır aramadığım bir numarayı tuşladım. "Baba," diye fısıldadım. "Eve dönüyorum." On yıl boyunca, sırf beni öldürmeye çalışan bir adam için gerçek kimliğimi, bir Kozanoğlu varisi olduğumu saklamıştım. Füsun Sönmez ölmüştü. Ama Kozanoğlu varisi daha yeni uyanıyordu ve onların dünyasını başlarına yıkacaktı.

Gizli Karısı, Açık Utancı

Gizli Karısı, Açık Utancı

Çağdaş

5.0

Patronum, intihar tehditleri savuran VIP bir hastayla ilgilenmem için beni bir odaya itti. Kadın, ünlü bir moda fenomeni olan Esin Barutçu'ydu ve nişanlısı yüzünden kriz geçiriyordu. Ancak gözyaşları içinde bana sevdiği adamın fotoğrafını gösterdiğinde, dünyam başıma yıkıldı. Fotoğraftaki adam, bir kaza sonrası hafızasını kaybedince bulduğum, iki yıllık kocam, iyi kalpli inşaat işçisi Can'dı. Fakat bu fotoğrafta o, üzerinde kendi adını taşıyan bir gökdelenin önünde duran acımasız bir iş adamı olan Barlas Gürsoy'du. Tam o sırada, gerçek Barlas Gürsoy içeri girdi. Üzerindeki takım elbise, benim arabama ödediğimden daha pahalıydı. Sanki ben orada yokmuşum gibi yanımdan geçip kollarını Esin'e doladı. "Bebeğim, buradayım," diye mırıldandı. Sesi, kötü bir gün geçirdiğimde beni teselli etmek için kullandığı o derin, yatıştırıcı tondaydı. "Seni bir daha asla bırakmayacağım. Söz veriyorum." Bana bu sözü yüzlerce kez vermişti. Alnını öptü ve sadece onu sevdiğini ilan etti. Bu, tek kişilik bir seyirci kitlesi için, yani benim için sahnelenen bir performanstı. Hafızasını kaybettiği dönemdeki evliliğimizin, birlikte geçirdiğimiz hayatın gömülmesi gereken bir sır olduğunu bana gösteriyordu. Onu odadan taşırken, buz gibi gözleri son bir kez benimkilerle buluştu. Mesaj açıktı: Sen, ortadan kaldırılması gereken bir sorunsun.

Gözden çıkarılan sevgilinin intikamı

Gözden çıkarılan sevgilinin intikamı

Çağdaş

5.0

Hayatım, İstanbul'un göbeğindeki bir gökdelenin tepesinde, borsa kralı Efe Hanzade'nin hem üst düzey yönetici asistanı hem de gizli sevgilisi olarak yaşadığım şatafatlı bir yalandı. Her şeyimi o karşılıyordu, hatta ailemin geçmişteki sağlık borçlarını bile ödemiş, beni adını koymadığımız bir bağımlılık anlaşmasıyla kendine bağlamıştı. Sonra o e-posta geldi: "İş Akdinin Feshi. Derhal geçerli olmak üzere." Saatler içinde, Efe'nin "beyaz ay ışığı", o ulaşılmaz aşkı Ceyda Dervişoğlu New York'tan özel jetiyle İstanbul'a indi ve ben bir anda gözden çıkarılabilir oldum. Efe, Ceyda'yı el üstünde tutarak herkese gösteriyor, yeniden alevlenen aşkları magazin sayfalarını süslüyordu. Ben ise kahredici stresin tetiklediği kronik otoimmün rahatsızlığımın pençesinde günden güne eriyordum. Ceyda'nın öfkeli arkadaşı beni itip beyin sarsıntısı geçirmeme neden olduğunda, Efe'nin tek derdi Ceyda'nın tertemiz imajıydı. Polise yalan söylememi istedi, buz gibi bakışlarıyla beni "uslu durmam" için uyardı. Altın kafesim bir işkence odasına dönüşmüştü. Nasıl olur da sevdiğim adam, bir zamanlar ailemi kurtaran o adam, bu kadar pervasız bir gaddarlık sergileyebilirdi? Benim tüm varlığım sadece geri ödenmesi gereken bir borç muydu? Bedenim ve ruhum, onun canı istediğinde bir kenara atabileceği bir eşya mıydı? Acı dayanılmazdı, beni yiyip bitiriyordu. Ama asıl kırılma noktası, kulağıma fısıldadığı o cümleyle geldi: "Şartları ancak ölüm değiştirir." Beni sonsuza dek tuzağa düşürdüğünü sanıyordu. Gerçekten özgür olmak için ölmeye hazır olduğumu bilmiyordu.

Ayrıca beğenebilirsiniz

Bölümler
Şimdi Oku
Kitabı İndir